Toplam 19 sonuçtan 1 ile 19 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Türk edebiyatı Dönemleri - Divan Edebiyatı

  1. #1
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    10,012
    Teşekkür / Beğenme
    Rep Gücü
    129

    Türk edebiyatı Dönemleri - Divan Edebiyatı

    Divan Edebiyatının Tarihi Gelişimi

    Divan edebiyatı, Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra meydana gelen yazılı edebiyattır. Arap ve Fars edebiyatı etkisi altında gelişmiştir. Bu etki, Arapca ve Farsça sözcüklerin Türkçeye girmesinin yanı sıra, bu dillerin anlatım biçimlerinin benimsenmesiyle de kendini gösterir. Bu edebiyata Divanedebiyatı denmesinin sebebi, şairlerin şiirlerini divan denen el yazması kitaplarda toplamış olmalarıdır.

    Divan edebiyatının ilk örnekleri 13. yüzyılda verilmiştir. Bu edebiyatın ilk ürünlerini veren Mevlana Celaleddini Rumi bütün yapıtlarını Farsça yazdı. Aynı yüzyılın bir başka büyük şairi Hoca Dehhani’ydi. Horasan’dan gelip Konya’ya yerleşen Dehhani, özellikle İranlı şair Firdevsi’nin etkisinde şiirler kaleme aldı. 14. yüzyılda Konya, Niğde, Kastamonu, Sinop, Sivas, Kırşehir, İznik, Bursa gibi kültür merkezlerinde şairler ve yazarlar Divanedebiyatının yeni örneklerini verdiler. Bunların çoğu kahramanlık hikâyeleri, öğretici, eğitici ve dinsel yapıtlardı.

    Bu arada İran edebiyatının konuları da Türkedebiyatına girmeye başladı. Mesud bin Ahmed ile yeğeni İzzeddin’in 1350′de yazdıkları Süheyl ü Nevbahar, Şeyhoğlu Mustafa’nın 1387′de yazdığı Hurşidname, Süleyman Çelebi’nin (1351–1422) Vesiletü’n-Necât başlığını taşımakla birlikte Mevlid adıyla bilinen ünlü yapıtı, İran edebiyatının etkisiyle yazılmıştır. Divanedebiyatı, özellikle şiir alanında en parlak dönemini 16. yüzyılda yaşadı. Bâkî ve Fuzuli Divan şiirinin en iyi örneklerini verdiler. 17. yüzyıla girildiğinde Divanedebiyatının ulaştığı düzey, İran edebiyatınınkinden geri değildi. Şairler, şiirlerinde “fahriye” denen ve kendilerini övdükleri bölümlerde şiir ustalığının doruğuna çıkmışlardı.

    Öğretici şiirleriyle tanınan Nabi ve bir yergi ustası olan Nef’i bu yüzyılın ünlü şairleriydi. Divan edebiyatı, en özgün şairlerinden olan Nedim’in ve Şeyh Galib’in ardından, 18. yüzyılda bir duraklama dönemine girdi. Daha sonraki şairler özellikle bu iki şairi taklit ettiler ve özgün yapıtlar ortaya koyamadılar. 19. yüzyılda Divanedebiyatı artık gözden düşmüş ve eleştiri konusu olmuştu. İlk eleştiriyi getiren Namık Kemal’di. Tanzimat’la birlikte Türkedebiyatında Batı etkisinde yeni biçimler, konular denenmeye başlandı.

    Divan edebiyatı böylece önemini yitirmekle birilikte, Tevfik Fikret, Mehmet Âkif Ersoy ve Yahya Kemal Beyatlı, Türkedebiyatının aruzölçüsüyle son şiirlerini yazdılar
    Konu T.D tarafından (13-04-08 Saat 17:14 ) değiştirilmiştir.


  2. #2
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    10,012
    Teşekkür / Beğenme
    Rep Gücü
    129

    Divan Edebiyatının Genel Özellikleri

    Divan edebiyatı Türklerin İslâm dinini benimsemesinden sonra ortaya çıkan yazılı edebiyattır. Arap ve Fars edebiyatının etkisi altında gelişmiştir. Bu etki, Arapca ve Farsça sözcüklerin Türkçe’ye girmesinin yanı sıra, bu dillerin anlatım biçimlerinin benimsenmesiyle de kendini gösterir. Bu edebiyata Divan edebiyatı denmesinin nedeni, şâirlerin şiirlerini divan denen el yazması kitaplarda toplamış olmalarıdır

    İslâm dininin benimsenmesinden sonra, Kur’an’ın Arapca olmasından dolayı pek çok toplumun kültür dili değişime uğradı. İranlılar 9. yüzyılda edebiyat ürünlerini, Yeni Farsça diye adlandırılan bir dille vermeye başladılar. İran edebiyatının bu ürünlerinden Türk edebiyatı büyük ölçüde etkilenmiştir.

    Öte yandan Anadolu’da kurulan Türk devletleri, resmi yazışma dili olarak Arapca ve Farsça’yı kullandılar. Bu durum edebiyat dilinin değişmesine de yol açtı. Özellikle saray çevresindeki şairler ve yazarlar, yapıtlarını Arapca ve Farsça yazmaya başladılar. Osmanlı Devleti döneminde Arapca ve Farsça‘nın yoğun etkisinde kalmış olan Osmanlıca dili divan edebiyatında kullanılan ana dildir.



    1. Nazım birimi genellikle beyittir ve cümle beyitte tamamlanır. Beyit, cümleye egemendir.
    2. Nazım ölçüsü “aruz“dur.
    3. Dili Arapca, Farsça, Türkçe karışımı olan Osmanlıca”dır.
    4. Şiirlerde tam ve zengin uyak kullanılmıştır.
    5. Şiirlerin konuyu içeren başlıkları olmadığı için nazım biçimlerine göre adlandırılmışlardır.
    6. Klişe bir edebiyattır. Duygu ve düşünceler değişmez sözlerle (Mazmun) anlatılır.
    7. Anlatılan şey değil, anlatış biçimi ön plandadır.
    8. Soyut bir edebiyattır. İnsan ve doğa gerçekte olduğundan farklı ele alınmıştır.
    9. Aydın zümrenin edebiyatıdır. Medrese kültürü hakimdir. Genellikle saraya ve çevresine seslenir.
    10. Sanatlara bolca yer verilmiş, sanat yapmak amaç durumuna gelmiştir.
    11. Ulusal bir edebiyat olmayıp dinin etkisiyle şekillenmiştir. Arap ve İran edebiyatının etkisi çok fazladır.
    12. Şiirde daha çok aşk, sevgili, içki, din ve kadercilik gibi konular işlenmiştir.
    13. Nazım ön planda tutulmuş, nesre pek az yer verilmiştir.
    14. Nesir alanında tezkireler (edebiyat tarihi görevini gören biyografik eser), münşeatlar (mektuplar), tarihler, dini metinler ve nasihatnamelere de rastlanmaktadır. Bunlarda da sanat yapma amacı ön plandadır.
    15. 13.yüzyılda gelişmeye başlamış 16. ve 17. yüzyıllarda en olgun dönemini yaşamış, 19.yüzyılın sonlarına kadar sürmüştür.
    Konu T.D tarafından (13-04-08 Saat 17:14 ) değiştirilmiştir.

  3. #3
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    10,012
    Teşekkür / Beğenme
    Rep Gücü
    129

    Divan Edebiyatının Önemli Şair ve Yazarları

    HOCA DEHHANİ: 13. yüzyılda yaşamıştır. Din dışı konularda şiir yazan ilk divan şairidir. Divanı vardır.

    MEVLANA: XIII.yüzyılda yaşamıştır. Birkaç Türkçe beyit dışında, tüm şiirlerini Farsça ile yazan ünlü tasavvuf şairidir. Oğlu Sultan Veled de tasavvufi konuları işleyen bir şair olarak bilinir. Mesnevi, Divan-ı Kebir, Mektubat, tanınmış eserleridir.

    ALİ ŞİR NEVÂİ: Çağatay lehçesinin en güzel örneklerini veren şair 15. yüzyılda yaşamıştır. Muhakemetü”l-Lugateyn adlı eserinde Türkçe“nin Farsça“dan daha üstün bir dil olduğunu savunmuştur. Hamsesi vardır. Anadolu dışında Türkçe şiir yazan ilk şairdir.

    ŞEYHİ: 15. yüzyılda yaşamıştır. “Harnâme” adlı eseri edebiyatımızda ilk fabl türü eser olarak bilinmektedir. Mesnevi alanında başarılı olmuştur.

    SÜLEYMAN ÇELEBİ: 15. yüzyılda yaşamıştır. Hz. Muhammed için yazdığı Vesilet-ün-Necat (mevlit) adlı mesnevisiyle tanınmış bir şairdir. (İslam edebiyatında Hz. Muhammed”in hayatını anlatan eserlere SİYER denir).

    FUZÛLİ: Fuzuli 16. yüzyılın en güçlü şairlerindendir. Arapca, Farsça, Türkçe divanı olan tek şairdir. Eserlerini Azeri lehçesiyle yazmıştır. Divan edebiyatının en lirik şairi olarak kabul edilmektedir. Ona göre yaşamın anlamı acı çekmekle özdeştir. Platonik bir aşk arayışı vardır. Din dışı konularda yazmakla birlikte tasavvuftan da etkilendiği bilinmektedir. Kendisine bağlanan maaşı almasında güçlük çıkaran memurları şikayet etmek için yazdığı “Şikayetnâme” adlı mektubu edebiyatımızdaki en ünlü yergilerden biridir. Divanlarından başka bir naat olan “Su” kasidesi, Leyla vü Mecnun mesnevisi, Peygamber ailesini anlattığı Hadikat-üs-Süeda”sı Şah İsmail ile II:Bayezid”i karşılaştırdığı Beng ü Bâde”si ve tıp bilgisini sergilediği Sıhhat ve Maraz”ı en tanınmış eserleridir.

    BÂKİ: Baki,16. yüzyıl şairlerindendir. Döneminde “şairler sultanı” olarak tanınmış ve saratın bütün olanaklarından yararlanmıştır. İyi bir medrese eğitimi gördüğü bilinmektedir. Dünya nimetlerinin hepsinden yararlanma anlayışındadır. Kanuni”nin ölümü üzerine yazdığı mersiyesi çok tanınmıştır. Divanı vardır.

    NÂBİ: 17. yüzyıl şairlerindendir. Divan edebiyatında didaktik şiirler yazmasıyla bir yenilik olarak kabul edilmektedir. Din, töreler ve sosyal yaşamla ilgili öğütler verir. Nâbi”nin Divan“ından başka Hayriye, Hayrâbâd adlı iki didaktik eseri, gezi notlarını içine alan Tuhfet-ül Harameyn”i ve Münşeat adlı eserleri vardır.

    NEFİ: Nefi , 17. yüzyıl şairlerindendir. Edebiyatımızdaki en ünlü kaside şairi olarak bilinir. Övgülerindeki ve yergilerindeki aşırılıklarıyla ünlüdür. Yazdığı hicviyelerindeki aşırılık boğdurulmasına neden olmuştur. Hayal gücü çok zengin olan Nefi”nin somut benzetmelerden yararlanması da belirgin bir özelliğidir. Türkçe ve Farsça divanı olan Nefi”nin ayrıca hicviyelerini topladığı Sihamı-ı Kaza adlı bir eseri de vardır.

    NEDİM: 18.yüzyıl şairlerinden olan Nedim, Lale Devri”nin şairi olarak bilinir. Eserlerinde aşk, içki, zevk ve sefayı işler. “Mahallileşme akımı”nın önderi olan şairin Halk edebiyatından da etkilendiği bilinmektedir. Şiirlerinde halkın ağzından alınma deyimler olduğu gibi, halkın konuşma diline de oldukça yaklaşmıştır. Samimi ve içten bir söyleyişi olan Nedim, şarkılarıyla tanınmıştır. Divan şiirindeki klişeleri (mazmunları) bir ölçüde yıkmış olan şairin Divan“ı vardır.

    ŞEYH GALİP: Divan edebiyatının 18.yüzyılda yaşamış son büyük şairidir. Galatasaray Mevlevihanesinde şeyhlik yapmıştır. Nabi”nin “Hayrâbâd”ına nazire olarak ve Mevlânâ”nın mesnevisinden etkilenerek yazdığı “Hüsn-ü Aşk” adlı meşhur mesnevisinde, tasvvuf konusundaki düşüncelerini ortaya koyar. Bu eserinde allegorik (sembolik) bir anlatım kullanan şair hayal gücünden ve masal ögelerinden de yararlanmıştır.

    EVLİYA ÇELEBİ: (17.yy) Edebiyatımızda gezi türünün ilk örneklerini veren yazar, usta bir gözlemcidir. Elli yıllık bir süre içinde gezdiği yerleri konuşma diline yakın bir dille anlatmıştır. Anlatımında abartılı olmakla birlikte, Divan nesrinin kalıplarını da kırmıştır. 10 ciltlik “Seyahatnâme” adlı eseri çok tanınmıştır.



    NOT: Divan edebiyatının nesir yazarı olarak tanınan diğer önemli yazarları şunlardır:


    SİNAN PAŞA: (15.yy) Tazarrunâme adlı süslü nesri ile tanınır.

    MERCİMEK AHMET: (15.yy) Farsça“dan çevirdiği Kabusnâme adlı eseriyle tanınır.

    NAİMÂ: (17.yy) Kendi adıyla anılan (”Naima Tarihi”) adlı tarih eserinin yazarıdır.

    KATİP ÇELEBİ: (17.yy) Batılıların Hacı Kalfa dedikleri yazar ve düşünürdür. Arapca, Farsça, Fransızca, Latine bilen yazarın tarih, coğrafya, matematik konularında yazılmış eserleri vardır.
    Konu T.D tarafından (13-04-08 Saat 17:15 ) değiştirilmiştir.

  4. #4
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    10,012
    Teşekkür / Beğenme
    Rep Gücü
    129

    Divan Şiirinin (Nazımının) Konuları ve Özelli

    Divan şiiri, döneminin zevklerini, sanat anlayışını, inançlarını, hayata bakışlarını ve bilgilerini yansıtır. Ne var ki, Divan şairinin gerçek yaşamı anlattığına pek rastlanmaz. Kendisini sürekli acı çeken bir âşık olarak anlatan Divan şairi, sevgilisini ay gibi yuvarlak yüzlü bir güzel olarak betimler. Sevgili hem ay, hem de güneştir. Divan şiirinde kullanılan benzetmelerde sevgilinin boyu mızrak gibi uzun ve düz, saçları sümbül, yanakları lale ya da gül, gözleri nergis, kaşları yay, kirpikleri ok, dişleri inci, çene çukuru kuyudur. Sevgilinin beli kıldan incedir, dudağı ölümsüzlük suyu (ab-ı hayat) gibidir. Böyle betimlenen sevgilinin âşığının (yani şairin) gözyaşı Nil ya da Fırat ırmakları gibi akar. Âşığın bir yandan rakibi, bir yandan da acı çektiren sevgilisi vardır ve bu nedenle başı belâdan hiç kurtulmaz. Divan şiirinde bütün şairlerin kullandığı bu tür benzetmelere “mazmun” denir. Bu mazmunları yerli yerinde ve başarılı biçimde kullananlar iyi şair sayılırdı.

    Divan şirinde yaygın işlenen konulardan biri de doğadır. Ama doğa, şairin hünerini göstermesi için bir araçtır. Çünkü şair, doğayı kendisinin gördüğü gibi değil, önceki usta şairlerin gözüyle yansıtır. Doğa, daha çok kasidelerin ve mesnevilerin konusu olmuştur. Bahar ve kış mevsimleri o kadar çok işlenmiştir ki, bu iki mevsimi anlatan şiirlere ayrı adlar bile verilmiştir. Baharı anlatan şiirlere bahariye, kışı anlatanlara da şitaiye denmiştir. Bahar, şair için sevinç kaynağıdır. Bahar için yapılan benzetmelerden biri sultandır. Örneğin bahar sultanı ordusunu toplar, kış sultanına hücum ederek onu yener. Bâkî’nin “Bahar Kasidesi”, en güzel bahariye örneğidir. Bahar tasvir edilirken gül, bülbül, lale, sümbül, çimen gibi sözcüklere sıkça başvurulmuştur. Divan şairine göre bahar yaşam ve canlılığın kaynağıdır. Kış ise can sıkıcı ve bunaltıcıdır; zalim bir padişaha benzetilir. Divan şiirinde işlendiği biçimiyle doğa belli öğelerle sınırlı kalmıştı. Örneğin orman, dağ, ova, rüzgâr, yağmur gibi öğeler Divan şiirinde hemen hiç kullanılmamıştır. Divan şiirinde kayıklar vardır, ama deniz yoktur. Divan şiirinde bilinçli olarak hayali bir dünya yaratılmıştır.

    Nazımın sözlük anlamı “sıra”, “düzen” demektir. Ama Divan edebiyatında nazım dendiğinde şiir akla gelir. Divan edebiyatı, daha çok şiir türünde örnekler içerir ve düzyazı ürünler azdır. Divan şiiri, kurallarını Arap ve İran edebiyatından alan aruz ölçüsüyle yazılmıştır. Divan şiirinde daha çok Kur’an, Hz. Muhammed’in sözleri olan hadisler, peygamber ve kutsal kişilere ilişkin öyküler, tasavvufun ortaya attığı sorular, ünlü bir İran efsanesini konu alan Şehname gibi konular işlenmiştir. Bu şiirlerde Türk kültürüne ilişkin ögelerden de yararlanılmıştır. Divan şairi bu konuları, aruz ölçüleri içinde ve çok yaygın biçimiyle beyitlerle yazmıştır. Tek satırdan oluşan dize ya da mısra, genelde şiirin en küçük birimidir. Divan şiirinde ise en küçük birim beyittir. Sözcük olarak beyit “ev” anlamına gelir. Mısra da, çift kanatlı bir kapının kanatlarından her birine verilen addır.

    Divan Şiirindeki Söz Sanatları


    Divan şairinin iyi şair olabilmesi için dilin inceliklerini bilmesi gerekirdi. Şairin söz sanatlarındaki ustalığı şiirinin değerini artırırdı. Bu nedenle şairler, hüsn-i ta’lil ve teşbih sanatına sıkça başvurmuşlardır. Hüsn-i ta’lil, nedeni bilinen bir olayı, daha güzel biçimde açıklama ve anlamlandırma sanatıdır. Benzetme de denen teşbih ise, bir durumu, bir oluşu, bir varlığı daha güzel bir duruma, bir oluşa, bir varlığa benzetmektir. Divan şairi için benzetilenler, daha doğrusu neyin neye benzetileceği belliydi ve kalıplaşmıştı. Bu amaçla hazırlanmış listeler bile vardı. Yeni bir şiirin benzetme yönü farklıysa, o değerli bir şiir olarak nitelendirilirdi. Ama asıl yenilik hüsn-i ta’lil sanatıyla ortaya koyulurdu. Böylece şair bir sözcüğe ya da deyime, kullandığı dili çok iyi bilmesi oranında artan anlamlar yüklenmiş oluyordu.


    Başlıca söz sanatları şunlardır: Teşbih, Mecaz, Mecaz-I Mürsel, Telmih, Tecahü’l-İ Arif, İstiare, Hüsn-İ Ta’lil, Leff Ü Neşr, Kinaye, Tariz, Teşhis, İntak
    Konu T.D tarafından (13-04-08 Saat 17:15 ) değiştirilmiştir.

  5. #5
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    10,012
    Teşekkür / Beğenme
    Rep Gücü
    129

    Divan Edebiyatında Düz Yazı (Nesir)

    Divan, şiire ağırlık veren bir edebiyattır. Düzyazı, ancak bilimsel çalışmalarda, tarihlerde, kimi sanatsal metinlerde ve gezi türü eserlerde kullanılmıştır. Divan edebiyatında üç tür düzyazı biçimi vardır. Yalın düzyazı, süslü düzyazı ve orta düzyazı. Yalın düzyazıda halkın konuştuğu dil kullanılmış, halk kitapları, halk öyküleri, Kur’an tefsirleri, hadis açıklamaları bu türde yazılmış eserlerdir.

    Süslü düzyazıda (nesirde) hüner ve marifet göstermek amaçlanmıştır. Bu türe genellikle medrese öğrenimi görmüş, Osmanlıcayı iyi bilen yazarlar yönelmiştir. Çok uzun cümlelerin, bol söz ve anlam oyunlarının göze çarptığı bu türün en belirgin örneklerini Veysi ve Nergisi vermiştir. Süslü düzyazıda çok ürün verilmiş bir alan da tezkire’dir. Bu türün ilk örneğini, 16. yüzyılda Âşık Çelebi yazmış ve tezkire geleneği 19. yüzyılda Fatih Efendi’ye gelene kadar sürmüştür.

    Orta düzyazı (nesir) ise, divan edebiyatının hemen hemen bütün klasik yazarlarının yazdığı bir türdür. Belirgin özellikleri, söz ve anlam oyunlarından, hüner ve marifet göstermekten kaçınılmış ve içeriğin ön planda tutulmuş olmasıdır. Özellikle tarih, gezi, coğrafya ve din kitapları bu türde (orta nesirle) yazılmıştır.


    Divan Edebiyatı’nda düzyazılar, yazılış amacı ve dil tutumu dikkate alınarak üçe ayrılır:

    1. Sanatlı(süslü) Düzyazı: Söz ustalığı göstermek amacıyla yazılır. Sinan Paşa’nın Tazarru’at adlı eseri, bu türün en tanınmış örneğidir. Sanatlı düzyazıya inşa denir

    2. Orta Düzyazı: Yer yer ağır ve süslü, yer yer sade bir dille yazılan düzyazılardır. Genellikle tarih kitaplarında bu düzyazı türü görülür. Osmanlılar zamanında tarihçilik,’vakanüvis’ adı altında yürütülen bir tür memurluktu. Sarayda görevlendirilen vakanüvisler, önemli önemsiz her olayı günü gününe notlar halinde yazarlardı. Bu eserler, olay anlatımına dayalı olduğundan, bilimsel tarih anlayışıyla bağdaşmaz. Divan döneminin başlıca tarihçileri arasında Aşıkpaşazade ,Ali, Ebülgazi Bahadır Han,Naima, Peçevi, Mütercim Asım sayılabilir.

    3. Sade Düzyazı: Dil ve anlatım ustalığının değil, ele alınan konunun önem taşıdığı düzyazı türüdür. Bu anlayış nedeniyle, sade düzyazılarda ustaca söz söyleme çabası görülmez; dil açık, yalın, doğaldır. Bu düzyazı türünü kullananlardan başlıcaları şunlardır: Mercimek Ahmet , Katip Çelebi, Evliya Çelebi (Eseri:Seyahatname).

    Din Dışı Yazı Türleri: Tezkire, Tarih, Seyahatnâme, Sefaretnâme, Siyasetnâme, Münazara, Münşeat
    Konu T.D tarafından (13-04-08 Saat 17:16 ) değiştirilmiştir.

  6. #6
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    10,012
    Teşekkür / Beğenme
    Rep Gücü
    129

    Divan Edebiyatı Nazım Biçimleri

    Ölçüsü ve uyağı olan söz ya da yazıya “manzum” ya da “manzume” denir. Şiirde dize sayısı, dörtlük sayısı, sıralanış düzeni, uyak yapısı gibi dış özelliklerin tümü, nazım biçimini oluşturur. Divan şiirinde pek çok nazım biçimi vardır, ama birkaçı daha yaygın olarak kullanılmıştır.

    Biçimlerine Göre: Uyak, beyit, mısra, bend, mesnevî, kasîde, gazel, rubaî, musammat, terkib-i bend, müsemmem, tuyuğ, tahmis, tardiye, taşdir, tesdis, teşbiye, taşir, tezmin, muaşşer, muhammes, murabba, müseddes, müstezat, şarkı

    Konularına Göre:

    Din dışı: Bahariye, Cevreviye, Fahriye, Mersiye, Mehdiye, Gazavatnâme, Sahilnâme, Sakînâme, Kıyafetnâme, Surnâme, Hamamnâme, Şehrengiz, Hicviye, Hezliyat, Tarih Düşürme, Muamma, Lûgaz, Dariye, Rahşiye

    Dinî: Tevhid, Münacat, Na’at, Makte’l-İ Hüseyin, Miraciye, Hilye, Mevlid, Kırk Hadis, Menkıbe, Kıssa

    1. GAZEL: Özellikle aşk, güzellik ve içki konusunda yazılmış belirli biçimdeki şiirlere denir. Beyit sayısı genellikle 5-9 arasında değişir. Gazelin ilk beyti mutlaka kendi arasında uyaklı olur.Bu ilk beyte “matla”, son beyte ise “makta” adı verilir. Bir gazelin en güzel beytine “beyt-ül gazel”, şairin mahlasının bulunduğu beyte de “mahlas beyti” denir. Beyitleri arasında anlam birliği bulunan gazele “yek-âhenk”, aynı güç ve güzellikte beyitlerden oluşan gazele de “yek-âvâz” gazel adı verilir.


    2. KASİDE: Din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla belirli kurallar içinde yazılan uzun şiirlerdir. En az 33, en çok 99 beyitten oluşur. Kasidenin en güzel beytine “beyt-ül kaside”, şairin mahlasının bulunduğu beyte de “taç-beyt” adı verilir.


    3. MESNEVİ: Her beyti kendi içinde uyaklı uzun nazım biçimidir.Bir anlamda Divan edebiyatında manzum hikayelerin yazıldığı bir biçim olarak da tanımlayabiliriz. Mevlânâ”nın ünlü tasavvufi mesnevisi 25.700 beyitten oluşmuştur. Mesneviler aşk, dini ve tasavvufi, ahlaki-öğretici, savaş ve kahramanlık, bir şehri ve şehrin güzelliklerini anlatma, mizah gibi türlü konularda yazılmıştır. Divan edebiyatında roman ve hikaye gibi türler olmadığı için mesneviler bir bakıma bu türlerin yerini tutmuşlardır. On bölümden oluşur.Aynı şair tarafından yazılmış beş mesneviye “Hamse” adı verilir. Hamse sahibi olarak tanınmış önemli divan şairleri: Ali Şir Nevâi, Taşlıcalı Yahya, Nev”i-zâde Atâi”dir.

    4. KITA: Yalnız ikinci ve dördüncü dizeleri birbiriyle uyaklı iki beyitlik nazım biçimidir. Beyitler arasında anlam birliği bulunur. Pek çok konuda yazılabilir.


    5. MÜSTEZAT: Gazelin özel bir biçimine denir. Uzun dizelere kısa bir dize eklenerek yazılır. Uzun ve kısa dizeler gazel gibi kendi aralarında uyaklanırlar. Kısa dizelere “ziyade” adı verilir.


    BENTLERDE KURULAN NAZIM BİÇİMLERİ

    1) RUBÂİ: Dört dizelik ve kendine özgü ayrı ölçüsü olan bir nazım biçimidir. Konusu daha çok dünya görüşüne ve şairin felsefi düşüncelerine yöneliktir. Edebiyatımızda bu türün en başarılı son temsilcisi olarak Yahya Kemal gösterilmektedir.


    2) TUYUĞ (TUYUK): Rubâi gibi dört dizelik bir nazım biçimidir. Edebiyatımızda en çok tuyuğ yazmış şair Kadı Burhanettin”dir. Bu biçim yalnızca Türk edebiyatına özgüdür. (Rubai, İran edebiyatından geçmedir).



    BİRDEN ÇOK DÖRTLÜKLER

    1) MURABBA: Dört dizelik kıtalardan oluşur. Bent sayısı 3-7 arasında değişir. Her konuda yazılır.


    2) ŞARKI: Genellikle aşk, içki, eğlence konularında yazılan dört dizelik nazım biçimidir. Biçim bakımından “murabba”ya benzer. Çoğunlukla bestelenmek için yazılır. Bu biçim de tuyuğ gibi yalnızca Türk edebiyatına özgüdür. “Şarkı” biçiminin yaratıcısı ve en güçlü şairi Nedim”dir.

    NOT: Divan edebiyatında üçlü ya da daha çok mısralı bentlerden meydana gelmiş nazım şekillerinin genel adı MUSAMMAT”tır. Yani dört dizeden oluşan murabba, şarkı gibi biçimlerin; beş dizeden oluşan tahmis, taştir, tardiyye gibi biçimlerin ya da altı veya daha çok dizeden oluşan biçimlerin tümünün üst başlığı MUSAMMAT”tır.

    TERKİB-İ BENT: Bentlerle kurulan bir nazım biçimidir. Her bent, sayısı 5-10 arasında değişen beyitlerden oluşur. Bendin son beytine “vasıta beyti” denir. Terkib-i bentte vasıta beyti her beytin sonunda değişir ve vasıta beyti mutlaka kendi içinde uyaklı olur. Terkib-i bentlerde genellikle talihten ve hayattan şikayetler, dini, tasavvufi, felsefi düşünceler anlatılmış, toplumsal yergi niteliğinde eleştirilere yer verilmiştir.


    TERCİ-İ BENT: Biçim bakımından terkib-i bente benzer ; ancak vasıta beyti her bendin sonunda değişmez ve aynen tekrarlanır. Konularında daha çok Tanrının gücü, evrenin sonsuzluğu, doğanın ve yaşamın karşıtlıkları vardır.



    DİVAN EDEBİYATI NAZIM TÜRLERİ

    1. TEVHİT VE MÜNACÂT: Tanrının birliğini ve yüceliğini anlatan şiirlere tevhit, Tanrıya yapılan yalvarış ve yakarışları anlatan şiirlere de münacât denir. Daha çok kaside biçimiyle yazılmıştır.

    2. NAAT: Hz. Muhammed”i övmek için yazılan şiirlere denir. Bunlar da daha çok kaside biçimiyle yazılmıştır.

    3. MERSİYE: Bir kimsenin ölümü üzerine duyulan üzüntü ve acıyı anlatmak için yazılan şiirlerdir. Genellikle terkib-i bent biçimiyle yazılmıştır. (Bu türün, Eski Türk Edebiyatı”ndaki adı sagu, Halk Edebiyatı”ndaki adı ise ağıttır).

    4. METHİYE: Bir kimseyi övmek için yazılan şiirlerdir. Bunlar da genellikle kaside biçiminde yazılmıştır.

    5. HİCVİYE: Bir kimseyi yermek için yazılan şiirlerdir.

    6. FAHRİYE: Şairlerin kendilerini övmek amacıyla yazdıkları şiirlerdir.

    NOT: Divan edebiyatında bir şairin şiirine, başka bir şair tarafından aynı ölçü, uyak ve redifle yazılan benzerine “Nazire” denir. Bu, nazire yazan şairin diğer şaire karşı duyduğu saygı ve beğeniden ileri gelmektedir. Edebiyatımızda bu türde de pek çok ürün verilmiştir.
    Konu T.D tarafından (13-04-08 Saat 17:16 ) değiştirilmiştir.

  7. #7
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    10,012
    Teşekkür / Beğenme
    Rep Gücü
    129
    DİVAN EDEBİYATINDA NAZIM BİRİMİ

    Nazım sözlük anlamıyla “sıra”, “düzen” demektir. Ama Divan edebiyatında nazım dendiğinde şiir anlaşılır. Divan edebiyatı, daha çok şiir türünde örnekler içerir ve düzyazı eserler azdır. Divan şiiri, kurallarını Arap ve İran edebiyatından alan aruz ölçüsüyle yazılmıştır. Bunun yanında Nedim ve Şeyh Galip gibi bazı şairlerde hece ölçüsüyle yazılmış şiirlere de rastlamak mümkündür. Divan şiirinde daha çok Kur’an, Muhammed’in sözleri olan hadisler, peygamber ve kutsal kişilere ilişkin öyküler, tasavvufun ortaya attığı sorular, ünlü bir İran efsanesini konu alan Şehname gibi konular işlenmiştir. Bu şiirlerde Türk kültürüne ilişkin ögelerden de yararlanılmıştır.

    Divan şairi bu konuları, aruz ölçüleri içinde ve çok yaygın biçimiyle beyitlerle yazmıştır. Tek satırdan oluşan dize ya da mısra, genelde şiirin en küçük birimidir. Divan şiirinde ise en küçük birim beyitten, yani iki mısradan oluşur. Sözcük olarak beyit “ev” anlamına gelir. Mısra’ ise, çift kanatlı bir kapının kanatlarından her birine verilen addır.

    Aruz ölçüsünde açık ve kapalı heceler çeşitli kalıplarda, kendilerine özgü bir düzen içinde sıralanır. Şairler eserlerini yazarken seçtikleri kalıba mutlaka uymak zorundadır. Aruz, esas olarak hecelerin uzunluğu ve kısalığı temeline dayanan bir şiir ölçüsüdür. İlk kez Arap dilcisi Fatih Erduran tarafından kullanılmıştır. Türklerin İslamiyet’i kabul etmelerinden sonra medrese kültürü ile yetişen şairlerin Farsça’yı edebiyat dili olarak benimsemeleri, aruzun Türk edebiyatına da girmesini sağlamıştır.

    Aruz ölçüsü nazım şekillerine göre değişik kalıplarda kullanılır. Örneğin Rubâi nazım şekli ahreb ve ahrem adı verilen belli aruz kalıplarıyla yazılabilir. Rubai’de mısralar; a+a+b+a şeklinde kafiyelidir.

    Kaynak

  8. #8
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Mesajlar
    6,366
    Teşekkür / Beğenme
    Rep Gücü
    84
    ben de böyle bir şey arayacaktım tam zaman bulabilirsem
    divan şiirlerinde eksiğim vardı.

  9. #9
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Mesajlar
    6,088
    Teşekkür / Beğenme
    Rep Gücü
    84
    Alıntı Tercan Değerli isimli üyeden alıntı Mesajı göster
    6. Klişe bir edebiyattır.
    Bu da biraz klişe bir sözdür (nereden aldıysanız).

  10. #10
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Yaş
    42
    Mesajlar
    12,777
    Teşekkür / Beğenme
    Blog Başlıkları
    2
    Rep Gücü
    160
    Alıntı Saposcat isimli üyeden alıntı Mesajı göster
    Bu da biraz klişe bir sözdür (nereden aldıysanız).
    işte size bir soru Saposcat hocam. Neden Divan şiirinin klişe ve tekrarlar üzerine kurulu bir şiir olduğu düşünülür? Bizi böyle düşünmeye sevkeden şeyler nelerdir? Divam edebiyatı en azından büyük şairlerini taklit ve nazire bağlamında, doğası gereği bir klişe geliştirmemiş midir? hadi bakalım, top sizde...
    Akla mağrur olma Eflatun-ı vakt olsan dahi.
    Bir edib-i kâmil gördükde tıfl-ı mekteb ol

  11. #11
    £ vla Misafir
    " Kısaca Divan edebiyatı, Osmanlı Devleti'nde sarayda ve elit kesimde kullanılan; Farsçanın ağırlıklı olarak kullanıldığı en zor ve ağdalı dille yazılmış bir edebiyat akımıdır. "

    diyebilir miyiz ?

  12. #12
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Mesajlar
    6,088
    Teşekkür / Beğenme
    Rep Gücü
    84
    Alıntı MehmetMamger isimli üyeden alıntı Mesajı göster
    işte size bir soru Saposcat hocam. Neden Divan şiirinin klişe ve tekrarlar üzerine kurulu bir şiir olduğu düşünülür?
    Cevabım biraz geç olduğu için özür dilerim.

    Divan şiiri –hem Farsça'da hem Türkçe'de– kuşkusuz tekrarlar üzerine kurulu bir şiirdir. Cümleye bakalım:

    Klişe bir edebiyattır. Duygu ve düşünceler değişmez sözlerle (Mazmun) anlatılır.

    Kesinlikle mazmunlar çok yaygın eski şiirde fakat bence bu tam "klişe bir edebiyattır" anlamına gelmez. Bunun iki sebebi var:

    1. Mazmun tam bir klişe sözü değil.
    2. "Klişe bir edebiyattır" deyince, olumsuz bir anlam çıkar.

    (1) ise, mazmun daha çok istiareye benzer, klişe değil. Mazmun konusu çok karmaşık, derin ve aşırı sevdiğim bir konu fakat kısaca mazmunun bir kalıplaşmış/deyimleşmiş istiare olduğunu söyleyebiliriz kanımca. Belli bir mazmun sevilmezse eğer, sırf o zaman "klişe" söylenebilir çünkü (2)'de dediğim gibi "klişe" olumsuz bir anlam katar. Bu olumsuz görüşün kaynağı ise, 19. asırda Divan şiirinden çekinen şairler arasında başlayıp günümüze kadar devam etmiş, "klişe" kelimesi de Türk diline girdikten sonra Divan şiirine çakılıp kaldı çünkü Divan şiiri "eski"ymiş, diğer şiir tarzları da "yeni"ymiş. Cumhuriyet geldiğinde de bu kavramsallaştırma daha bile vurgulanmıştır çünkü o dönemde genellikle "eski", "kötü" demek, "yeni" de "iyi" demek.

    Tabii ki yukarıda bahsettiğim kavramsallaştırma genelde şairler arasında geçerli değil, daha çok edebiyatçılar vs. arasında geçerli.
    Konu Saposcat tarafından (05-08-08 Saat 11:24 ) değiştirilmiştir.

  13. #13
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    4
    Teşekkür / Beğenme
    Rep Gücü
    17
    teşekkürler.

  14. #14
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Mesajlar
    19
    Teşekkür / Beğenme
    Rep Gücü
    16
    çok teşekkür ederim vize öncesi çok iyi oldu bu konu
    ihtiyacım vardı bu bilgilere

  15. #15
    Üyelik tarihi
    Jan 2010
    Mesajlar
    84
    Teşekkür / Beğenme
    Rep Gücü
    13
    Klasik Türk edebiyatının eskimesi tamamen yitirilen duygulardan olduğunu düşünmekteyim. Divan edebiyatına klişe yani tekrar edebiyatı demekte hata olacaktır. Yukarıda arkadaşın bahsettiği mazmun kalıplara biraz değinmeyi uygun görüyorum böylelikle daha rahat anlaşılabilir.

    Öncelikle mazmuna kalıplaşmış sözler diyebiliriz. Bu mazmunlar tüm divan şairlerince hemen hemen kullanılmıştır. Mesela; Gül: Sevgili, Bülbül: Aşık, Diken: Rakip. İşte bu mazmunlaşmış kelimedir yani belirli bir kalıptadır ve her seferde aynı anlamı verir.

    Ama bunların kullanılması bu edebiyatı tekrir edebiyatı yapmaz. Zira Sultan Veled, Şeyyad Hamza gibi şairlerin yazdıkları kalıplar Fuzuli ve/veya Baki'nin kullandıkları kalıplar aynıdır. Önemli olan bu kalıpları gerekli yerde kullanıp bir cümleyle bin içerik anlatmaktır. Zaten ayrıntılı şekilde divanlar incelendiğinde pek şair olduğu fakat zamanla unutulup gidildiği görülür. Bu onların Fuzuli, Baki, Nabi...vb gibi başarılı olamadıklarını gösterir.

    Divan edebiyatı anlayan kalpler için mükemmel bir edebiyattır. Tüm mesele anlayabilmektir.

  16. #16
    Üyelik tarihi
    Jan 2010
    Mesajlar
    665
    Teşekkür / Beğenme
    Rep Gücü
    20
    Ol gice kim doğdu ol hayru’l—beşer
    Ânesi anda neler gördü neler
    Dedi gördüm ol Habîb’in anesi
    Bir aceb nûr kim güneş pervanesi

    1880’li yılların başlarında, Tanzimat Döneminin ünlü şairleri bir araya geldikleri bir gün, söz Süleyman Çelebi’nin mevlidinden açılmış. Muasırlaşmak, İslamlaşmak Türkleşmek fikirlerinin tartışıldığı, edebiyatımızın Batı’ya açıldığı, hatta Batı’ya kapılandığı yıllar. Aralarında bir karar alıp 400 yıla yakın zamandır okunan mevlidin bazı kelimeleri artık eski ve anlaşılmaz durumdadır, üstelik o vakitten bu yana dilimiz de, edebiyatımız da değişmiştir. İşte bu yüzden mevlidi yeniden yazmalıyız!” demişler. İçlerinden bazıları kalemi ele alıp yeni tarzda manzum bir mevlid yazmaya da başlamışlar. Yazdıklarını birbirlerine okuyor, karşılaştırıyor ve uygun olan beyitleri alıp alt alta diziyorlarmış. Nihayet sıra ”Bir aceb nûr kim güneş pervanesi” mısrasına gelince düşünmüşler, taşınmışlar ve içlerinden biri kalemi yere çalmış. Ağzından dökülen cümleler , aslında hepsinin birbirlerine itiraf edemedikleri kanaatleri imiş: ”Bu derece muhteşem bir beyit dururken bunu yeniden yazmaya kalkışmak ....tir. Bırakınız yenisini yazmayı, benzerini bile kaleme almak mümkün değildir!”

    İskender Pala'nın Süleyman Çelebi'nin Mevlid adlı eserini incelediği kitabın arka kapağında bulunan bir hikaye, ilgimi çekmişti paylaşayım dedim,bence Divan edebiyatını öğrenmek isteyen biri İskender Pala'nın kitaplarını okuyarak güzel bir başlangıç yapabilir

    Divan edebiyatı bambaşka bir edebiyat dönemiydi gerçekten,insan aradan yüzyıllar geçmesine rağmen Fuzuli'nin bir gazelini,Nedim'in bir şarkısını ya da Nefi'nin bir kasidesini okuyunca anlasa da anlamasa da etkileniyor.

  17. #17
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Mesajlar
    3
    Teşekkür / Beğenme
    Rep Gücü
    14
    İki sayfalık yazıyla divan edebiyatını çözdük mü yani beyler!? Ezberletilenleri tekrar etmiş yazı; ezbere devam İşin esasını merak eden öğrenir zaten. Bu forumda divan edebiyatını anlatmaya kalkarsak dilforumu olmaktan çıkar. SEYFİHOCA DA BİZİ KOVAR

  18. #18
    Üyelik tarihi
    Sep 2012
    Mesajlar
    8
    Teşekkür / Beğenme
    Rep Gücü
    9
    teşekkür ederim

  19. #19
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesajlar
    224
    Teşekkür / Beğenme
    Rep Gücü
    16

Konu Bilgisi

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 üyemiz bu konuya göz atıyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir.)

Benzer Konular

  1. Türk Edebiyatı Dönemleri: Cumhuriyet Dönemi
    Konuyu Açan: T.D, Forum: Türk Edebiyatı.
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj : 05-08-12, 01:38
  2. Türk edebiyatı Dönemleri - Halk Edebiyatı
    Konuyu Açan: T.D, Forum: Türk Edebiyatı.
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj : 17-02-12, 09:32
  3. Divan Edebiyatı Hakkında Yardım !!!
    Konuyu Açan: selmangulec, Forum: Türk Edebiyatı.
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj : 21-10-09, 11:32
  4. Türk edebiyatı Dönemleri - Sözlü Edebiyat
    Konuyu Açan: T.D, Forum: Türk Edebiyatı.
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj : 13-04-08, 16:09
  5. Türk edebiyatı Dönemleri - Yazılı Edebiyat
    Konuyu Açan: T.D, Forum: Türk Edebiyatı.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 13-04-08, 13:22

Bu Konu İçin Etiketler

Bu Konuyu Paylaşın !

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •