Toplam 19 sonuçtan 1 ile 19 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Türk yemek isimleri ingilizceye çevrilmelimi?

  1. #1
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    11,212
    Teşekkür / Beğenme
    Rep Gücü
    139

    Türk yemek isimleri ingilizceye çevrilmelimi?

    Arman Kırım
    arman.k@hurriyet.com.tr

    Simide ’Turkish Bagel’ demek ayıp


    Bu sayfada yazmaya başladığım ilk haftalarda "Bir porsiyon water pie lütfen" başlıklı bir yazı yazmış ve Türkiye’deki restoran mönülerinde yemeklerimizin yabancı dil karşılıklarının tam bir komedi (ya da dram) olduğunu ifade etmiştim.

    Elbette yazımdan sonra bu mönülerin hızla iyileşmesini beklemeyecek kadar deneyimli ve bu ülkeyi tanıyan birisi olduğumdan, garip tercümelerle ecnebi milletini kendimize güldürme etkinliklerimizi sıkılarak uzaktan seyrettim. Bizde genelde bu tür hataların esnaf lokantalarında yapıldığı zannedilir. Oysa durum üst düzey lokantalarda da aynen yaygındır ve vahimdir. Geçen hafta İstanbul’da, Cihangir’de güzel ve hoş bir kafede kahve içip mönüye bakarken bu konular yeniden aklımdan geçti. Mönünün kahvaltılar bölümünde ’simit’ sözcüğünün İngilizce karşılığı olarak ’Turkish bagel’ yazıyordu. El insaf dedim. Bu kadar da olmaz, dedim. "Hay sizin sosyetikliğinize" dedim. Ve bugünkü yazımı işte o hislerle kaleme aldım.

    İnsan ulusal kültürüne neden kıskançça sahip çıkmaz? İnsan kendi kültürünün sıradışı ürünlerini neden sürekli olarak gururla öne sürmez? İnsan kendi kültürünün ürünlerine başka bir kültüre ait isimler takıp ardından da "Vay, yemeğimizi sahiplenmişler" diye neden ağıt yakar? Hadi tamam, bireylerde bilinç eksikliği var diyelim, peki bu konularla ilgili kurumlar ne güne durur? Mesela bu konu Mutfak Dostları Derneği’nin, ya da Profesyonel Lokantacılar Derneği’nin (TÜRES) ilgi alanına neden girmez? Memleketin kültürünü böylesine madara etmek acaba hangi liberalizmin kapsamı dáhilindedir? Bu ciddiyetsizlik neyle açıklanabilir?

    Lahmacunun İngilizcesi ’Turkish pizza’ymış. Peynirli pidenin de İngilizcesi ’Turkish pizza’ymış. Mantı, ’Turkish ravioli’ymiş. Bu tür gariban tercümeler bir yabancının zihninde aynen şöyle bir ifade buluyor: Aslında pideyi ve mantıyı Türkler icat etmemiş, tersine bunları İtalyanlardan aşırıp taklit etmişiz. Simitin İngilizcesi ’Turkish bagel’miş. Yani yüzlerce yıllık yüz akımız simit gibi bir güzelliği biz icat etmemişiz de, Amerikalılardan aşırıp taklit etmişiz.

    GELENEKSEL İSİMLER

    Hayır, sevgili okurlarım. Simit öz be öz bir Türkiye gastronomisi ürünüdür, çok güzeldir, sıradışıdır, dünya klasındadır ve hepimiz tarafından kıskançça benimsenip korunması, tanıtılması gerekir. Bagel denilen şey ise esasen Polonya kökenli simit şeklinde kalın yuvarlak mayalı bir hamur olup Amerikalılar tarafından popülerleştirilmiştir. Bagelin bizim simitle ne görüntü, ne teknik ve ne de lezzet açısından hiçbir alakası yoktur. Ayrıca bence kimsenin de bir Türk gastronomi ürününü Amerikalılaştırmaya çalışmaması, özenmemesi gerekir.

    Ortada yapılması gereken iki şey var: Birincisi, yukarıda saydığım veya bunların dışında kalan ama lokantacılıkla doğrudan ilgili diğer derneklerden belli kişilerin Türk mutfağının en belli başlı geleneksel malzeme ve yemeklerine, ortak kabul görecek İngilizce karşılıklar bulup sonra da bunları web sitelerinde yayınlayabilir. Dahası, turistik mönülerde bu karşılıkların kullanımını yaptırımlar yoluyla özendirebilir.

    İkinci ve daha önemli konu ise bu İngilizce karşılıkların nasıl olması gerektiği hususu ki bu göreve soyunacak kişi ve kurumlar için de yol gösterici bir-iki şey söylemekte yarar var. Bir kez uluslararası lokantacılık dünyasının bugün izlediği yemek isimleri teamüllerini bilmeden İngilizce karşılık bulmaya çalışmak doğru sonuçlar üretmemizi engelleyebilir.

    Yemeklerimizde eskiden beri süregelen gelenek, bu tabaklara nev-i şahsına münhasır özel isimler vermek olmuş. Örneğin arnavutciğeri, karnıyarık, imambayıldı, cacık, mücver, menemen, mantı gibi. Bu isimleri İngilizceye çevirmeye kalktığınızda özel isim oldukları için doğrudan bir karşılık bulamıyorsunuz. Bunun yerine uyduruktan bir ifade icat edip mönülere yazıyorlar. Bu uyduruk ifadeyi yazarken ise genelde turistlerin aşina olduğu bir başka yabancı ürüne benzetmeyi esas alıyorlar. Sonuçta da işte böylesi komik ifadeler ortaya çıkıyor.

    Mutfağımızdaki geleneksel yemeklerin İngilizce karşılıklarını bulmak için önerdiğim yol şu: Her şeyden önce bize ait özel isimli yemek ve malzemelerin tüm dünya tarafından bizim kullandığımız isim ya da sıfatlarla tanınıp bilinmesini sağlamamız gerekir. Siz ’suşi’ye ’çiğ balıklı pilav’ diyor musunuz? Tüm dünya bu özgün Japon yemeğini özgün ismi ’suşi’ ile tanıyor.

    SİMİTTEN BAŞLAYALIM

    Demek ki biz de özgün isimli yemeklerimizi her lisandaki mönülerimizde aynen korumalıyız. Yani Türkçe tarafta ’simit’ diyorsak, İngilizce tarafta da önce bir defa bunu ’simit’ diye yazıp ardından ne olduğunu, ne içerdiğini ve hangi teknikle hazırlandığını tanımlayan bir ifade yerleştirmeliyiz. Örneğin simit aslında nedir? Üzeri susam kaplı ekmek halkası, değil mi? O vakit simitin İngilizce karşılığı aynen bu olmalı: ’Simit’, Turkish sesame bread ring.

    Bu mantıkla pide, lahmacun, mantı, imambayıldı, menemen, bulgur, sucuk gibi sözcükler aynen Türkçe olarak kullanılmalı. Mönüde yalnızca bunların İngilizce okundukları şekliyle bir kez daha yazılmaları gerekir. Örneğin Türkçe tarafında sucuk yazıyorsanız, İngilizce tarafında önce ’sudjuk’ yazıp ardından sucuğun tanımını vermelisiniz.

    Bu konu elbette benim işim değil ama bunun ciddi bir mesele olduğuna inanıyorum ve o nedenle de ilgili kurumların artık bir an evvel bir çalışma yapmasını arzu ediyorum. Ama yine de o zamana dek, kendi lokantalarının İngilizce mönülerini özenli ve doğru şekilde yeniden hazırlamak isteyen lokanta sahiplerine yön göstermesi açısından da bazı geleneksel yemeklerimizin İngilizce karşılıklarının nasıl olması gerektiğinin ’mantığını’ örnekliyorum. Haftaya kadar güzellikle kalın, işinizi her zaman doğru yapın.

    ARMAN HOCA’NIN SÖZLÜĞÜ

    Acaba nasıl söylesek?

    Alinazik kebabı: An Antep speciality of smoked aubergine puree with yogurt, topped with minced lamb kebab

    Arnavut ciğeri: Calf liver cubes, coated with flour, deep fried

    Bulgur pilavı: Steamed bulghur

    Çiğ börek: Fried ’puff’ pies with minced-lamb filling

    Çiğ Köfte: Spicy raw beef with bulghur

    Çoban salatası: Salad of tomatoes, cucumber, onions and green pepper

    Dalyan köfte: Meat loaf

    Ezo gelin çorbası: Lentil and bulghur soup

    Fasulye piyazı: Boiled white beans and onion salad, vinegar dressing

    Fava: Fava bean puree

    Ispanaklı Kol Böreği: Baked phyllo pastry, rolled with spinach

    İnegöl köfte: Beef patties, İnegöl style

    İzmir köfte: Beef patties with tomato sauce

    Kalamar tava: Fried calamari

    Kabak mücver: Courgette fritters

    Katmer: ’Katmer’, an Antep specialty of lightly sweetened baklava pastry layers with pistachio filling

    Keşkül: ’Keshkule’, milk pudding with almond flour

    Köfte: ’Kofte’, beef patties

    Kuru fasulye: Braised white beans and lamb in tomato sauce

    Lahmacun: ’Lahmadjun’, thinly spread flat bread rounds, topped with spicy minced-lamb

    Mantı: ’Manti’, mince-filled pasta bags, garlic yogurt sauce

    Menemen: Scrambled eggs with tomato, onion and green peppers

    Pastırma: ’Pastirma’, Kayseri-style cured beef

    Patlıcan salatası: Smoked aubergine/eggplant puree

    Patlıcan közleme: Smoked aubergine puree

    Peynirli kol böreği: Baked phyllo pastry, rolled with cheese

    Peynirli pide: Baked flat bread (pide) with feta cheese topping

    Peynirli yumurtalı pide: Baked flat bread (pide) with minced-beef and egg topping

    Pilav: Plain ’pilaff’ rice

    Puf böreği: Fried ’puff’ pies with cheese filling

    Sakızlı muhallebi: Milk pudding with natural mastic flavor

    Simit: ’Simit’, Turkish sesame bread-ring

    Sucuk: ’Sudjuk’, A local garlic-beef sausage specialty

    Sucuklu yumurta: Fried eggs with ’Sudjuk’

    Tas kebabı: Sauteed and steamed lamb cubes

    Tandır: Pit-roasted lamb

    Tost: Toasted sandwich

    Türlü: Baked vegetable & lamb casserole

    Zerde: ’Zerde’, turmeric-colored starch pudding

    Zeytinyağlılar: Season’s vegetables poached with olive oil

    Zeytinyağlı bakla: Fresh fava beans poached with olive oil

    Zeytinyağlı barbunya: Fresh pinto beans poached with olive oil

    Zeytinyağlı kereviz: Fresh celeriac poached with olive oil

    Zeytinyağlı taze fasulye: Runner beans poached with olive oil

    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/...asp?yazarid=82

  2. #2
    Üyelik tarihi
    Sep 2006
    Yaş
    33
    Mesajlar
    1,240
    Teşekkür / Beğenme
    Rep Gücü
    28
    Bence değiştirilmemeli. Neden orijinalini elden kaybediyoruz?
    Orijinalliği gidince artık kültürden çıkmış olur.

    Ben öğrencilerime bize ait olan yemeklerin isimlerini değiştirmeden söylettiriyorum. Çünkü değiştirirsem artık bizden çıktığına inanıyorum. Çünkü bunu bizzat uluslararası bir kampta yaşamıştım. Bizim içli köfetimizi ve sulu köftemizi İsrailliler o kadar sahiplenmişler ki kendi yemekleri olarak tanıttılar ve yapıp herkese sundular. (bu sadece 1 örnek) Tabi mutfaktaki aşçılar çıldırdılar!!!

  3. #3
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Yaş
    26
    Mesajlar
    3,352
    Teşekkür / Beğenme
    Rep Gücü
    50
    kesinlikle değiştirilmemeli ,oldukça da saçma oluyor sanki lezzeti kaçıyor yemeğin..

  4. #4
    Impatient112 Misafir
    Nasıl Edirne'ye Adrianople demiyorsak, nasıl Galatasaray'ı galatapalace diye çevirmiyorsak, yemek adları gibi özel adlarını da çevirmememiz gerekiyor yabancı dile.

  5. #5
    Lavinia Misafir
    Bence de hiç çevrilmemeli, akılda bile tutulmaz, cümle kadar çeviri mübarek
    Nasıl "döner, kebap,sarma -dolma, cacık, ayran"ı çevirmiyorsak, (yani denk geldiğim kadarıyla çevrilmesine gerek kalmadan tanınıyorlar) diğer yemeklerimizde çevrilmemeli bence.

  6. #6
    Üyelik tarihi
    Nov 2007
    Yaş
    24
    Mesajlar
    12
    Teşekkür / Beğenme
    Rep Gücü
    13
    arkadaşlar bi de perde pilavı çevirelim daha doğrusu siz çevirebilirseniz çevirin yoksa ben çevirsem "curtain rice" derim hiç olmaz...

  7. #7
    Can Oner Misafir
    Lahmacun = Turkish pizza diyenlerde oluyor

    Çevrilmesin bence .

  8. #8
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Mesajlar
    6,366
    Teşekkür / Beğenme
    Rep Gücü
    80
    çevrilirse özelliği gider.bence kendi özüyle kalsın.özel isim aslında bir nevi bu yemekler.mesela lahmacun ingilizcesi bulunmaz bulunsa bile bulunamaz

  9. #9
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Yaş
    24
    Mesajlar
    3,708
    Teşekkür / Beğenme
    Rep Gücü
    53
    Alıntı CanOner isimli üyeden alıntı Mesajı göster
    Lahmacun = Turkish pizza diyenlerde oluyor
    Aynen öyle. Türkiye'de "Turkish Pizza" isteyince, Domino's'un spesiyaline yönlendiriyorlar ama, bildiğiniz pizzaya.

  10. #10
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Mesajlar
    1,340
    Teşekkür / Beğenme
    Rep Gücü
    28
    Bence Türk yemek isimleri İngilizce'ye kesinlikle çevrilmemelidir. Size şu örnekleri vermek istiyorum:
    Suşi: Japonya ile özdeşleşmiştir.
    Pizza: İtalya ile özdeşleşmiştir.
    Hamburger: ABD ile özdeşleşmiştir ve saire.
    Görüyorsunuz diğer ülkelerin yemek isimleri dilimize çevrilerek gelmemiştir. Sadece belki Türkçe'ye uyarlanmış olabilir. Bunu da halk zamanla, o kelimeyi kullana kullana yapmıştır. Türk yemeklerinin adları da diğer ülkelerde zamanla, kullanılan ülkenin diline göre uyarlanabilir, bu kabul edilebilir. Zira bu muhtemeldir. Fakat bizim zenginliğimizin önemli bir kısmı olan yemeklerimizin adlarının İngilizce'ye çevrilmesi ne doğaldır ne de yabancılara samimi gelecektir. Naçizâne görüşüm budur.

  11. #11
    Can Oner Misafir
    Alıntı Ercenk Hamarat isimli üyeden alıntı Mesajı göster
    Bence Türk yemek isimleri İngilizce'ye kesinlikle çevrilmemelidir. Size şu örnekleri vermek istiyorum:
    Suşi: Japonya ile özdeşleşmiştir.
    Pizza: İtalya ile özdeşleşmiştir.
    Hamburger: ABD ile özdeşleşmiştir ve saire.
    Görüyorsunuz diğer ülkelerin yemek isimleri dilimize çevrilerek gelmemiştir. Sadece belki Türkçe'ye uyarlanmış olabilir. Bunu da halk zamanla, o kelimeyi kullana kullana yapmıştır. Türk yemeklerinin adları da diğer ülkelerde zamanla, kullanılan ülkenin diline göre uyarlanabilir, bu kabul edilebilir. Zira bu muhtemeldir. Fakat bizim zenginliğimizin önemli bir kısmı olan yemeklerimizin adlarının İngilizce'ye çevrilmesi ne doğaldır ne de yabancılara samimi gelecektir. Naçizâne görüşüm budur.


    Katılıyorum size . Ama ufak bir hatırlatma yapayım . Hamburger Almanya'da çıkmış ilk Hamburg kentinde .

  12. #12
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Yaş
    32
    Mesajlar
    5,168
    Teşekkür / Beğenme
    Rep Gücü
    70
    Yabancı dillere kelime ihraçları yapıyoruz. Bu çok güzel. Böyle kalmalı

  13. #13
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Mesajlar
    1,340
    Teşekkür / Beğenme
    Rep Gücü
    28
    Alıntı CanOner isimli üyeden alıntı Mesajı göster
    Katılıyorum size . Ama ufak bir hatırlatma yapayım . Hamburger Almanya'da çıkmış ilk Hamburg kentinde .
    Bunu biliyorum. Fakat hamburger deyince aklımıza dünyayı saran bir kaç isim gelmez mi? Bu isimler de ABD'yi Temsil etmez mi? Ayrıca hatırlatmanız için teşekkür ederim.

  14. #14
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Yaş
    39
    Mesajlar
    12,744
    Teşekkür / Beğenme
    Blog Başlıkları
    2
    Rep Gücü
    156
    Alıntı CanOner isimli üyeden alıntı Mesajı göster
    Katılıyorum size . Ama ufak bir hatırlatma yapayım . Hamburger Almanya'da çıkmış ilk Hamburg kentinde .
    Hamburger ile Hamburg arasındaki ilişkiye ben de kaniyim de, hangi Hamburg acaba? Zira bir tane de New York'ta var bu Hamburg'tan.
    Akla mağrur olma Eflatun-ı vakt olsan dahi.
    Bir edib-i kâmil gördükde tıfl-ı mekteb ol

  15. #15
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Yaş
    24
    Mesajlar
    3,708
    Teşekkür / Beğenme
    Rep Gücü
    53
    Fikir olarak Alman, hizmet (fast-food) olarak Amerikandır hamburger....

    Pizza da öyle. Pizza İtalyan icadı, ama eve pizza sipariş etmek Amerikan.

  16. #16
    Can Oner Misafir
    Almanya'daki olarak biliyorum ben Mehmet hocam . ( haklısınız genellikle Hamburger deyince akla , Mc... , obezite , Amerika geliyor, sadece hatırlatma yaptım )

  17. #17
    hdy1470 Misafir
    turizmde çalışan bir insanım bize has olan yemeklerin çevrilmesini pek yakışık bulmuyorum.
    böyle düşünen insanlar sağol.
    ingilizce yemek tarif olarak açıklanabilir.fakat çevrilmesi biraz abest fransız mutfağının yemekleri neden türkçe değil ya da çin mutfağı örnek çok..

  18. #18
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Yaş
    25
    Mesajlar
    2,304
    Teşekkür / Beğenme
    Rep Gücü
    37
    bir yemek isimlerimiz kalmıştı ingilizceye çevrilmeyen.. bence bırakalım bari onlar orjinal kalsın..

  19. #19
    recep_uysal07 Misafir
    aşağıdaki makalede türk mutfağını anlatan bir yazı var cambridge basım incelerseniz...simitin olduğu gibi yazıldığını görürsünüz..
    gerekirse kısa açıklamalar yapılabilir....
    türk mutfağı dünyada en zengin ilk üç mutfaktan biridir...



    WORLD HİSTORY OF FOOD

    EDITORS
    Kenneth F. Kiple
    Kriemhild Coneè Ornelas
    Cambridge university press

    Turkish Food General Features
    In Turkish food, one encounters the same differences between country food and the palace cookery that we have seen in other countries and regions once parts of the Ottoman empire. A classic Turkish meal starts with hot or cold yoghurt soup. In some villages the soup is made on baking day in a pit oven.A Turkish menu also offers mezzes (appetizers), such as sausage, vegetables in oil, cheese, pastirma (dried pressed meat cured with garlic and spices), or borek (flaky pastries with different fillings).A classic Turkish menu will feature soup, a meat dish, a borek, a vegetable dish, and a dessert.Meat is a very important item in Turkish cookery. It comes in dozens of varieties of kebabs. Mutton andlamb are favorites, especially minced or pounded. Meat is even used in fruit dishes and puddings; examples include stewed apricots or quinces with lamb and a pudding of chicken breast. For big parties, a whole kid is roasted on a spit. Minced meat is the filling for the numerous dolmasi, or stuffed vegetables,
    such as peppers, tomatoes, vegetable marrow, and grape leaves. Eggs are an important item of food, and many Turks raise chickens in their backyard.There are more than 130 varieties of fish available in the Bosporus Straits, with mackerel the most popular.A kind of unleavened flat bread made at home is the Turk’s staple food.The baker offers many varieties of white bread, the most famous of which is the ring-shaped simit. Turkey is well known for its pilafs, or rice dishes, made from long-grain rice, pounded ripe wheat (dogme), toasted unripe wheat (firik), and bulgur, or couscous. They are enriched with meat, dried fruit, vegetables, spices, and yoghurt.Yoghurt is used in two forms in Turkey, one semiliquid and the other firm. The latter is often eaten with jam or used for cooking, while the former, as a yoghurt drink (ayran), is often served with meals. A very special Turkish drink is salep, which is
    made with the infusion of a powder from the root of the salep orchid in milk and served hot. Coffee has been prepared and served in coffeehouses in Turkey since the fifteenth century. It is offered black and strong, usually with confections.Turks are very proud of their sweets, and a confectionery in Istanbul can feature more than 100 sorts of halvah (sweetmeats), such as plain and rose lokum and almond and pistachio marzipan. In the past, vendors made and sold all kinds of foods on the streets. Today, these individuals are not so numerous, but sesame-sprinkled simits are still sold everywhere, the water or juice seller is still seen, and the streets of Istanbul still often smell of grilled fresh mackerel or roasted lamb. Regional differences are important in Turkish food. The Aegean region is renowned for its fish and seafood. The Mediterranean region is rich in vegetables, with aubergines, peppers, tomatoes, and garlic
    featured in many stews. People of the Black Sea region enjoy cabbage soup and anchovies in many dishes, including a pilaf. Anatolia is the home of the best Turkish roast meat. Bursa is the town that gave birth to the world-famous doner kebab, meat roasted on a vertical revolving spit.
    Historical Background
    The nomadic period (before the eleventh century). In the Turkish city of Konya, people ate bulgur and lentils and knew how to use the pit oven, or tandor,7,000 to 8,000 years ago.Turks in central Asia probably drank soups of tarhana (dried curd and cereals)
    and, when still nomads, they relied on mutton and horse meat, unleavened bread, milk, and milk products.Manti (a kind of ravioli) and corek (ring-shaped buns) were probably also known. The Seljuk sultans and principalities period (1038–1299). During these centuries, the nomads were drawn from their steppes into the armies of the caliphate.They began to settle down, ruled a number of local dynasties, and as they did so, acquired more
    refined manners and tastes. Dishes of the period reveal that cooking was becoming an art. In an eleventh-century dictionary, for example, there is mention of a layered pastry, of noodle soup, grape syrup, and a corn-flour halvah. Mowlavi Jalâl-al-Dîn Rumi, founder of the order of Whirling Dervishes,was a philosopher who, nonetheless, showed great interest in the subject of food. Thus, it is possible to infer from his writings the types of comestibles consumed in the thirteenth century. A few examples include saffron rice, homemade noodles
    with meat, kadayif (layered nut filled pastry), all kinds of halvah, wine, and fruit syrups.Within the order, strict rules were established concerning the organization of the kitchen and tables manners. Among other things, such rules show that social distinctions were made among those involved in food preparation, from sherbet makers to coffee masters to waiters, dishwashers, and cooks. The Ottoman period (1299–1923). One group of nomads, the Osmanlis, or Ottomans, came to control the Islamic empire. Their rulers were cosmopolitan, having previously been slaves (or descendants of slaves) in all parts of the known world as far north as Russia and western Europe. These new rulers first took Persia as a model for their court life, then developed their own, including the culinary arts, borrowing from all over their empire. The first Turkish cooks employed in the palace came from Bolu, the region where the sultans did their hunting.The men of Bolu were accustomed to leaving
    their land to learn this craft at the palace. Food was so important to the sultans that the insignia of their renowned janissary force was a pot and a spoon, symbols of their higher standard of living.The titles of janissary
    officers were drawn from the camp kitchen, such as “first maker of soup” and “first cook.” The sacred object of the regiment was the stew pot around which the soldiers gathered to eat and take counsel. When Sultan Mehmet II, the Conqueror, captured Constantinople (1453), he laid down the rules for food preparation, to be followed at the court for a long time to come. The palace kitchen was divided into four main areas: the king’s kitchen; the sovereign’s kitchen (responsible for food for his mother, the princes, and privileged members of the harem); the harem kitchen; and a kitchen for the palace household. That there was a movement toward culinary specialization seems clear in that the kitchen
    staff included bakers, confection and pastry makers, a yoghurt maker, and a pickle maker.
    Ottaviano Bon (1653) has provided us with a good account of the kitchen in the seraglio in the seventeenth century, which shows how complex the organization had become. Food was prepared by the Ajomoglans (Christian renegades) and 200 cooks and scullions who began their work before daybreak.The sultan would eat three or four times a day, commonly dining at 10 in the morning and 6 in the evening, with snacks in between. He ate cross-legged, with an expensive towel upon his knees and another hanging on his left arm.Three or four kinds of white bread and two wooden spoons were placed before him (one for soup, one for dessert) upon a piece of Bulgar leather. The sultan’s ordinary diet consisted of roasted pigeons, geese, lamb, hens, chickens, mutton and sometimes wild fowl. He would eat fish only when he was at the seaside. Preserves and syrups were always on the “table,” though pies were “after
    their fashion, made of flesh” (Bon 1653). Sherbet followed the meal, since the ruler had adopted Islam and could not take wine. When he finished, the leftover food was given to high officers. Lesser officers ate from a different kitchen where the food was of lesser quality. Odah youths (young Christians or Turks raised to become officers of the sultan) were fed on two loaves of bread a day, boiled mutton, and a thin pudding of rice with butter and honey. Queens had the same food as the sultan but consumed more sweets and fruit, reflective of their sweet and delicate nature. They drank their sherbet mixed with snow in the summer.
    The hierarchy in the palace may be seen in many ways. Four kinds of bread were baked, the best for the sultan (with flour from Bursa), middle-quality loaves for ordinary officers, and a black and coarse bread for the servants; sailors received only sea biscuits. Reaching the sultan’s kitchen were luxury items from all over the empire. Alexandria sent rice, lentils, spices, pickled meats, and sugar, as well as prunes and dates. The latter were used in the dressing of roasted or boiled meats. Although few spices were used in
    Turkish cooking, an incredible amount of sugar was invested in pies, sherbets, and confections. Even common people offered each other sweets. In addition, Valachia, Transylvania, and Moldavia sent honey to be used in broth, sherbets, and meat stews. Olive oil arrived from Greece and butter from the Black Sea region. Bon noted that Turks used the flesh of calves in the same way that Christians used pork in puddings, pies, and sausages. They also dried the meat to make basturma. The serai kitchen was lavish in its use of meat, with 200 sheep, 100 kids, 10 calves, 50 geese, 200 hens, 100 chickens, and 200 pigeons slaughtered daily. This aristocratic tradition of opulent dining that
    Bon depicted in the seventeenth century would continue into twentieth-century Turkey. Every meal of wealthy families would feature seven courses: fish, egg or borek, meat or fowl, cold vegetables in oil, hot vegetables with butter, pilaf, and pastry or pudding. Such meals were certainly not the democratic and rustic affairs of the Arabs. PG:43

Konu Bilgisi

Users Browsing this Thread

Şu anda 3 üyemiz bu konuya göz atıyor. (0 kayıtlı üye ve 3 misafir.)

Benzer Konular

  1. Müstehcen Yemek isimleri yasaklanmalı mı?
    Konuyu Açan: Barakuda, Forum: Güncel Türkçe Meseleleri.
    Cevaplar: 97
    Son Mesaj : 04-08-09, 13:55
  2. Uzaydaki Türk isimleri
    Konuyu Açan: Dilsem Eskişehir, Forum: Güncel Türkçe Meseleleri.
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj : 24-06-08, 18:45
  3. Fransızca yemek isimleri türkçesiyle birlikte
    Konuyu Açan: Kazalanka, Forum: Fransızca İle İlgili Diğer Paylaşımlar.
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj : 12-12-07, 16:47
  4. yaşasın yemek yemek!
    Konuyu Açan: Blue, Forum: Tercüme Destek Forumu.
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj : 24-10-07, 19:15
  5. Eski Türk dilinde yazılı belgeler ve Türk dilinin yazılışları
    Konuyu Açan: BBTÜRKAY, Forum: Türk Dilleri ve Lehçeleri Forumu.
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj : 14-07-06, 01:39

Bu Konu İçin Etiketler

Bu Konuyu Paylaşın !

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •