PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Atatürk ve Türk Dili



Sayfa : [1] 2

AMETAL
21-06-09, 01:31
ATATÜRK' ÜN TÜRK DİLİ İLE İLGİLİ SÖYLEDİKLERİ


Türk milletinin dili Türkçe'dir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir.Onun için her Türk, dilini çok sever ve onu yüceltmek için çalışır... Türk dili Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği sayısız felaketler içinde ahlakının, geleneklerinin, hatıralarının, çıkarlarının, kısaca bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk dili Türk milletinin, kalbidir, zihnidir. 1929

Türk dili zengin, geniş bir dildir. Her kavramı ifade kabiliyeti vardır. Yalnız onun bütün varlıklarını aramak, bulmak, toplamak, onlar üzerinde çalışmak lazımdır. 1930

Milli duygu ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli duygusunun gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil bilinçle işlensin. Ülkesini yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır. 1930
Türk dilinin kendi benliğine, aslında güzellik ve zenginliğe kavuşması için, bütün devlet teşkilatımızın dikkatli, ilgili olmasını isteriz. 1932

Türk dilinin sadeleştirilmesi, zenginleştirilmesi ve kamuoyuna bunların benimsetilmesi içn her yayın vasıtasından faydalanmalıyız. Her aydın hangi konuda olursa olsun yazarken buna dikkat edebilmeli, konuşma dilimizi ise ahenkli, güzel bir hale getirmeliyiz. 1938

Milliyetin çok belirgin niteliklerinden biri de dildir. Türk milletindenim diyen insan, her şeyden evvel mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz. 1931

Milli bilincin ayakta kalabilmesi ve uyanık bulunması için dil ve tarih uğrunda çalışmaya mecburuz.Türk milletinin milli dili ve milli benliği bütün hayatında egemen ve esas kalacaktır. 1933

Ben ekleme yapmıyorum...Sayfayı doldurdum...Okuyun!:)

HandanHoca
21-06-09, 02:30
Sayfayı [B]fulledim...Okuyun!:)

Yok canım, şaka yapıyorsunuz; koyu renkle yazmanızdan belli...:)

Zaafları açık etmemek lazım, ne diyim ki...

:o

AMETAL
21-06-09, 02:32
Yok canım, şaka yapıyorsunuz; koyu renkle yazmanızdan belli...:)

Zaafları açık etmemek lazım, ne diyim ki...

:o

''Kızım sana söylüyorum, gelinim sen duy'' meselesi...:smiley2:

HandanHoca
21-06-09, 02:38
''Kızım sana söylüyorum, gelinim sen duy'' meselesi...:smiley2:

:sh1a:

Bunun yerine, bastırarak Türkçesini kullanmak, doldurdum yazıp Türkçesine dikkat çekmek daha hoş olmaz mı?

AMETAL
21-06-09, 02:45
:sh1a:

Bunun yerine, bastırarak Türkçesini kullanmak, doldurdum şeklinde Türkçesine dikkat çekmek daha hoş olmaz mı?

Hoca ne derse o olur.:D

HandanHoca
21-06-09, 02:59
''Kızım sana söylüyorum, gelinim sen duy'' meselesi...:smiley2:

Koyu renkle dikkat çektiğim bu duy'u Feyza Hepçilingirler hocamız duymasın.

''Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla''


Feyza Hepçilingirler'in konuşması: (57 dakika)
http://www.sabanciuniv.edu/do/eng/Po.../podcast37.mp3

AMETAL
21-06-09, 03:03
Adres açılmıyor.Ancak tahmin edebiliyorum demek istediğinizi.
''anla'' mı kullanmam gerekiyor?

Ekin
23-06-09, 13:41
Bir sene uzak kaldım forumdan, şimdi bir bakayım dedim de pek bir şey değişmemiş. Bilmem kaç yıldır dilde kullanılan ve Antalya'nın seracısından Nişantaşı'daki bir cafe sahibine kadar herkesin anladığı bir kelimeyi sırf farklı bir dilden geldiği için kullanmayarak memleket kurtarma telaşı devam ediyor. Tabii durum böyle olunca, Ziya Gökalp şiirleriyle dolu lise dlbilim kitapları yerine dünyada kullanılan saygın kitaplara bir bakayım acaba bu dil paranoyasının bir mantığı var mı demeyince, yukarıdaki gibi komik diyaloglar çıkıyor ortaya. :) O değil de, başlığa da referansla Atatürk'ün 1922'deki bir sözünü aktarmak isterim:

Bu teşebbüste, başarı ancak, süreli bir planla ve rasyonel çalışmakla mümkün olabilir.
Şimdiki dil paranoyakları olsa herhalde, "Atam, atam! Dil elden gidiyor, 'rasyonel' demeyiniz, milli benliğe zarar bu sözcük." diye bağrırlardı. :)

Timsah
23-06-09, 19:25
Bir sene uzak kaldım forumdan, şimdi bir bakayım dedim de pek bir şey değişmemiş. Bilmem kaç yıldır dilde kullanılan ve Antalya'nın seracısından Nişantaşı'daki bir cafe sahibine kadar herkesin anladığı bir kelimeyi sırf farklı bir dilden geldiği için kullanmayarak memleket kurtarma telaşı devam ediyor. Tabii durum böyle olunca, Ziya Gökalp şiirleriyle dolu lise dlbilim kitapları yerine dünyada kullanılan saygın kitaplara bir bakayım acaba bu dil paranoyasının bir mantığı var mı demeyince, yukarıdaki gibi komik diyaloglar çıkıyor ortaya. :) O değil de, başlığa da referansla Atatürk'ün 1922'deki bir sözünü aktarmak isterim:

Şimdiki dil paranoyakları olsa herhalde, "Atam, atam! Dil elden gidiyor, 'rasyonel' demeyiniz, milli benliğe zarar bu sözcük." diye bağrırlardı. :)



Kastettiğin dil paranoyağı olarak varlığından çok memnunum Ekin. Hoş gelmişin diye de teşekkür ettim haa, bak orada duruyor. :D Konu ateşlenmesin deyu yorum yazmadan uzaklaşıyorum, sinirsiz sitressiz tartışmalar efendim... :D

william01
23-06-09, 20:03
bende atatürk ün bir mektubunda sanırım manevi kızı afet inan a yazılmış bir mektuptu (1938) şöyle bir cümle söylemiş:doktorlar bana repos absolu(fransızca:tam,kesin dinlenme) önerdiler.mesela yani bu örnektede bu durum pekişiyor.

william01
23-06-09, 20:09
AFET İNAN'A MEKTUBU
Saravona yatı 14.6.1938

Afet,
H. R. Soyak ile, benden mektup beklediğini bildirmiştin. Arzun her gün hatırımdadır. Şifahen Celal'e (Üner) telefonla bildirmek üzere söylemekteyim. Ancak henüz kendim bir şey tespit edemedim.

Vazifem şudur: Bence doktorların yanlış görüş ve hükümleri sebebiyle hastalık durmamış, ilerlemiştir. Vakitsiz ayağa kalkmak, yürümek hususiyetiyle burunda yapılan atuşman üzerine gelen kusma neticesi, yapılan istirahatleri hiçe indirmiştir. İstanbul'a gelince, Hükümet reyimi almaya lüzum görmeksizin Fissenger'yi getirtti. Yeniden tetkik, muayene yapıldık. Karaciğeri eski halinden farksız ve karnı birkaç kiloluk birikmiş su ve gaz dolayısıyla şişkin ve defigüre bir halde buldular. Şimdilik Temmuz on beşe kadar yeni tiretman ve yeni rejim altında repo apsolüyü (Kesin istirahati) zaruri buldular. Bunun esası da yatak ve şezlong istirahatidir. Bu müddet sonunda Fissenger tekrar gelecektir. Umumi ahvalim iyidir. Tamamen iadeli afiyet ümit ve va'di kuvvetlidir. Senin için asla merakı ve endişeyi mucip olmamalıdır. Serinkanlılıkla imtihanlarını vererek muvaffakiyetle dönmeni bekler ve muhabbetle gözlerinden öperim.

İkamet için Savarona'yı tercih ettiler. Yat şimdilik saray karşısında demirlidir.

Malümun olan devlet işleri için Başbakan ve diğer bakanlar sık sık gelip yatta misafir olmaktadırlar.

Nutuk'unu Şükrü Kaya Türkçeye çevirmektedir. Matbuata verilecektir.

K. Atatürk

HandanHoca
23-06-09, 21:31
Atatürk, Türkçe konuşabilmemiz için çok şey yapmış; Türkçeye verdiği önemi gösteren pek çok söz söylemiş.

Bunları bir kenara atalım,

''Atatürk, Fransızca konuşmuş nasılsa ben neden Türkçe konuşayım'.' diye sorgulamaksızın Türkçeyi bir kenara atalım. Atatürk'ün hastalık haliyle yazdığı mektuba kulak verip sağlığında söylediklerini hiçe sayalım.
Keşke, hepimiz Türk dili için Atatürk kadar çalışsak da mektubumuzda iki kelime Fransızca kullansak,

Arapça, Farsça, Fransızca..vb pek çok dilden pek çok dil birimi almışız.
Türkçesi varken yabancısını kullanmayı marifet saydığımızdan bunların pek çoğu dile girmiş, baş köşeye yerleşmiş.

Komik diyalogmuş...

Bu memlekete anadilinin hocası olmak ne zor zanaat...

Neyse,

Mevlana'nın söylediği gibi sustum, sözün bittiği yerdeyim.



:icon_tape:

Ekin
24-06-09, 03:28
''Atatürk, Fransızca konuşmuş nasılsa ben neden Türkçe konuşayım'.
Sayın HandanHoca,

Benzer örneklerde de anlamayı veya belki de kabul etmeyi ısrarla reddettiğiniz şey şu: Atatürk 'rasyonel' dedi diye, Fransızca konuşmuş olmuyor. "Türkçe içerisinde Fransızcadan gelme bir kelime kullandı' diyebilirsiniz. Başka bir dilden gelen kelimenin aynı kalması da pek mümkün değildir. İmlasına bakın. Atatürk söylerken bunu bir Fransızın söylemediğini de kolayca anlarsınız; çünkü "dilin fonetik repertuarı" diye bir şey var. Amerikalı bir kız sizin diyeceğiniz gibi demiyor "kısmet" kelimesini. Kismet diye yazıyor, farklı bir şekilde telaffuz ediyor. Türkçe konuşmuş da olmuyor, İngilizcede Türkçeden gelen bir kelime kullanmış oluyor.

Fransızcadan gelen kelimeyi kullanmasını hasta haline bağlamanız beklemediğim bir şeydi açıkçası. 'Rasyonel' örneğinde aynı durum söz konusu değil. Bir muhalefet partisinin kurulması gerektiğiyle ilgili bir mektupta, "Bugünkü manzaramız aşağı yukarı bir dictature manzarasıdır" diye yazmış Ali Fethi Okyar'a Temmuz 1930'da. İtalik olarak belirtilen kelime orijinaldir. Diktatör(lük) değil, dictature. Light kelimesine kızan Türkçesivarkenistler görünce bu tür örnekleri genelde hafif bir kriz geçiriyor.



Keşke, hepimiz Türk dili için Atatürk kadar çalışsak da mektubumuzda iki kelime Fransızca kullansak,
İtiraf etmeliyim, yorumunuzun aynen bu şekilde olacağını tahmin ediyordum. Demek ki neymiş, hepimiz Atatürk kadar çalışırsak repo absolü diyebiliriz, dil elden gitmez. Türkçesivarkenistler ("dil paranoyağı"na nazaran daha hoşuma gitti bu, daha açıklayıcı) bize kızmaz. Atatürk kadar dil konusunda çalışmak nedir mesela? Neolojizm yapabiliriz "üçgen" gibi (ama o zaman "Nerden çıktı bu kelime! Nerede Yunus Emre'nin Türkçesi" diye kızacaklar), harf devrimi yapabiliriz (Latin harflerini eskisi gibi Farso-Arapça yapsak irticacı diyecekler, Orhun alfebesi yapsak ırkçı diyecekler, ne edeceğiz Atam senin kadar çalışabilmek için, yoksa çıkış yolu yok mu türkçesivarkenizmden?)



Arapça, Farsça, Fransızca..vb pek çok dilden pek çok dil birimi almışız.
Sanırım sorun zamir seçiminizde kendini belli ediyor. Biz almadık, dil aldı. Biz de dil değiliz, dili kullanan bireyleriz. Dil de kolektif bir bünyenin tamamlayıcısı veya ta kendisi değil. Siz de veya ben de bu kolektif bünyenin parçaları olmaktan ziyade eşsiz bireyleriz. Dikkat ederseniz, her bireyin kendine has bir dili var. Aynı şekilde ifadeler kullanabilen ve benzer dilbilgisi yapılarını takip edebilen iki kişiyi zor bulursunuz. Yakın olabilirler; ama aynı olamazlar. Bu yakınlıkların toplamı da Türkçe dediğimiz şey. Dil doğası gereği standart değildir, ama tabii ısrarla standardize etmeye çalışanlar çıkar ve bu standart hali (diğer bir deyişle, ideal biçimi) diğerlerinin de takip etmesini ister. Ama yorucudur elbette birçok insanın ideal toplum tasavvurunun peşinde koştuğu bir memlekette yaşamak, e tabii bu tasavvurun peşinde koşanlar için de öyledir; zira:

Bu memlekete anadilinin hocası olmak ne zor zanaat...

william01
24-06-09, 09:41
ATATÜRK'ün hastalık haliyle yazdığı mektup diye bunu bir kenara koyamayız.O,fransızca kelimeler kullandı diye,hastalık haline veremeyiz çünkü ATATÜRK bunları yazarken aklına hakim idi.EYLÜL 1938'den sonra koma halleri başlamıştır ki bu mektup HAZİRAN ayında yazılmıştı.ayrıca sağlığında söylediklerini hiçe sayma gibi bir durumda yok ortada.evet bugün toplumumuzda bazı kişiler marifet amacıyla yabancı kelimeleri kullanmaktadırlar hem de yabancı kelimeleri de katlederek.ama bence 5 bine yakın fransızca kelime varken dilimizde bunları atamayız.bunlar artık dilimizin parçası olmuş.şimdi şoför,şofben,gardrop gibi günlük hayattaki kelimeleri nasıl atabiliriz.bunlar artık dilin bir parçası olmuş.o yüzden bir dilin tarihini söküp atamayız.arapça,farsça gibi dillerin kelimeleri de öyle bunlar dilin zenginliği ve dil kültürünün genişliğini ifade eder.

william01
24-06-09, 09:45
ATATÜRK hiçbir zaman dil kültürünü hiçe saymamıştır.öyle olsa mektubundaki hususiyetiyle umumi ahval gibi kelimeleri hiç kullanmazdı.

AMETAL
24-06-09, 11:25
Bir sene uzak kaldım forumdan, şimdi bir bakayım dedim de pek bir şey değişmemiş. Bilmem kaç yıldır dilde kullanılan ve Antalya'nın seracısından Nişantaşı'daki bir cafe sahibine kadar herkesin anladığı bir kelimeyi sırf farklı bir dilden geldiği için kullanmayarak memleket kurtarma telaşı devam ediyor. Tabii durum böyle olunca, Ziya Gökalp şiirleriyle dolu lise dlbilim kitapları yerine dünyada kullanılan saygın kitaplara bir bakayım acaba bu dil paranoyasının bir mantığı var mı demeyince, yukarıdaki gibi komik diyaloglar çıkıyor ortaya. :) O değil de, başlığa da referansla Atatürk'ün 1922'deki bir sözünü aktarmak isterim:

Şimdiki dil paranoyakları olsa herhalde, "Atam, atam! Dil elden gidiyor, 'rasyonel' demeyiniz, milli benliğe zarar bu sözcük." diye bağrırlardı. :)

Benim serzenişim bu tür kelimeleri kullananlara değil zaten hocam.
Asıl kafama taktığım konu , uyaranların paranoyak yapılması, dil üzerine dikkat çekenlerin hor görülmesidir ki siz de tam yarama tuz bastınız.:)
Sizinle kesinlikle aynı fikirde olmadığımı belirtir; KPDS'den 95 yapanların Türkçe'den FULLEMESİNİ temenni ederim!:)

HandanHoca
24-06-09, 12:25
ATATÜRK'ün hastalık haliyle yazdığı mektup diye bunu bir kenara koyamayız.O,fransızca kelimeler kullandı diye,hastalık haline veremeyiz çünkü ATATÜRK bunları yazarken aklına hakim idi.EYLÜL 1938'den sonra koma halleri başlamıştır ki bu mektup HAZİRAN ayında yazılmıştı.ayrıca sağlığında söylediklerini hiçe sayma gibi bir durumda yok ortada.evet bugün toplumumuzda bazı kişiler marifet amacıyla yabancı kelimeleri kullanmaktadırlar hem de yabancı kelimeleri de katlederek.ama bence 5 bine yakın fransızca kelime varken dilimizde bunları atamayız.bunlar artık dilimizin parçası olmuş.şimdi şoför,şofben,gardrop gibi günlük hayattaki kelimeleri nasıl atabiliriz.bunlar artık dilin bir parçası olmuş.o yüzden bir dilin tarihini söküp atamayız.arapça,farsça gibi dillerin kelimeleri de öyle bunlar dilin zenginliği ve dil kültürünün genişliğini ifade eder.


Türkçeyi fulledim

Her zaman karıştırılan şey şudur ki: yabancı sözcüklerden faydalanmak ayrı yabancı bir sözcüğe Türkçe ekler, Türkçe eylemler..vb Türkçe dil birimleri getirerek, o sözcüğü kalıplaştırmak ayrıdır.

"Türkçeyi fulleyebilecek kadar Türkçeye hakim olanlar bunun ayrımına daha rahat varır."


Dip Not:
Noktalama işaretleri arasında boşluk kullanır, dil isimlerini büyük harfle yazar

bir dilin zenginliğini yabancı dilden aldığı sözcüklerin fazlalığıyla değil deyim gruplarının zenginliği ve sağlamlığıyla ölçeriz.



*Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.*

Son mesajımdı.

http://www.dilforum.com/forum/showthread.php?p=661246#post661246

Ekin
24-06-09, 13:29
Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.
Yönlendirdiğiniz mesajınıza yapıştırdığınız arkadaşınızın sizin için olan övgüsünü de okuduktan sonra "Efendim, birazcık tevazu ama..." demek anlamsız olur herhalde; bari "doğru söyleme" kısmına değil de ikince kısma yorum yapayım. Kimsenin kovmak haddine değil, kimse ad hominem yorum da yapmıyor, yapamaz da. O yüzden iddia ettiğiniz şeyin aslında doğru olmayabileceği neden sizi kaçırtıyor veya nasıl oluyor da güçlü bir şekilde, azimle, iddianızın doğru olduğu ("doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar") yönünde diretiyor ve gelen tüm sebebe daynan eleştirileri görmezden geliyorsunuz, pek anlam veremiyorum. Ama tabii sizin tercihinizdir, cevap vermek zorunda değilsiniz.

AMETAL
24-06-09, 13:48
Şimdiki dil paranoyakları olsa herhalde, "Atam, atam! Dil elden gidiyor, 'rasyonel' demeyiniz, milli benliğe zarar bu sözcük." diye bağrırlardı. :)

O zamanlar bağırılmadığını nasıl iddia edebilirsiniz?:confused:

Ekin
24-06-09, 15:34
O zamanlar bağırılmadığını nasıl iddia edebilirsiniz?:confused:
Şimdikiler öyle derdi dedim, dil konusunda hiç itiraz eden çıkmadı demedim. ;) Çıkanlar oldu da, birçok kayıtlı örnek biliyoruz.

Prof. Dr. Vecihe Hatiboplu'nun Necdet Uran'dan aktadığına göre (Atatürk ve Türk Dili, TDK Yayınları, 1963) bir vesilede Atatürk ve bir denizci arasında geçen konuşmada, denizci "rota"nın İtalyancadan geldiğini bildiğini ifade eder. Atatürk sinirlenir, "yürütmek" anlamına gelen Türkçe kökenli "rüt" hecesinden geldiğini ve özbeöz Türkçe olduğunu söyler.

Benzer bir olayı da Atatürk biyografileriyle tanınan Lord Kinross aktarır. Atatürk bir İngiliz diplomatıyla "Kent" kelimesi üzerinde hafifçe tartışır. Atatürk, "Kent" kelimesinin aslen Türkçe olduğunu ve bundan da Türklerin İngiltere adasına tarihte çıkmış olduğu sonucunun çıkacağını söyler.

Sadri Maksudi Arsal (Atatürk tarafından mebus ve 1935'te "Devrim Profesörü" olarak atanan erken Cumhuriyet döneminin önemli bir ismi), "dil konusunda itiraz"a verilebilecek iyi bir örnektir. Arsal, Atatürk'ün "sofra müdavimleri"nden de biridir, hatırlatmak da yarar var. Bu önemli bir 'mevki'dir. 24 Aralık 1937'de Meclis'te Denizbank'ın kuruluş tartışmaları yaşanır. Atatürk, bu banka için "Denizbank" adını uygun görür. Prof. Arsal bunun üzerine söz alır ve bunun Türkçe kurallara uymadığını, "Deniz Bankası" veya "Denizcilik Bankası" olması gerektiğini söyler. Aynı günün akşamı Atatürk, "sofra"daki misafirlerden bazılarını seçerek radyoevine gitmelerini emreder ve normal program iptal edilerek Arsal aleyhine gece saat 2'ye kadar sert konuşmalar yapılır. 28 Aralık 1937'de tüm gazetelerde yayınlatılan bir makaleye göre de Arsal, "nankörlük", "sahte diploma sahibi olmak", "Türkçe bilmemek", "Türk olmamak" ve "Türk gençlerini zehirlemek" ile suçlanır. Makalenin üslubuna göre Falih Rıfkı Atay'ın elinden çıkmış olabileceği söyleniyor. Yine Adile Ayda'nın "Sadri Maksudi Arsal" kitabında söylediğine göre Atatürk Arsal'a bir haber göndererek gönlünü alsa da, Arsal ne mecliste ne de sofrada bir daha görünmez.

Geçmişte ve şimdi olduğu gibi "öyle denmez, böyle denir"cilik gelecekte de muhtemelen devam edecek. Tabii söylem değişikliği beklenmelidir, post-türkçesivarkenizm/neo-türkçesivarkenizm diyebileceğimiz akımda. :)

AMETAL
24-06-09, 17:26
Şimdikiler öyle derdi dedim, dil konusunda hiç itiraz eden çıkmadı demedim. ;) Çıkanlar oldu da, birçok kayıtlı örnek biliyoruz.

Prof. Dr. Vecihe Hatiboplu'nun Necdet Uran'dan aktadığına göre (Atatürk ve Türk Dili, TDK Yayınları, 1963) bir vesilede Atatürk ve bir denizci arasında geçen konuşmada, denizci "rota"nın İtalyancadan geldiğini bildiğini ifade eder. Atatürk sinirlenir, "yürütmek" anlamına gelen Türkçe kökenli "rüt" hecesinden geldiğini ve özbeöz Türkçe olduğunu söyler.

Benzer bir olayı da Atatürk biyografileriyle tanınan Lord Kinross aktarır. Atatürk bir İngiliz diplomatıyla "Kent" kelimesi üzerinde hafifçe tartışır. Atatürk, "Kent" kelimesinin aslen Türkçe olduğunu ve bundan da Türklerin İngiltere adasına tarihte çıkmış olduğu sonucunun çıkacağını söyler.

Sadri Maksudi Arsal (Atatürk tarafından mebus ve 1935'te "Devrim Profesörü" olarak atanan erken Cumhuriyet döneminin önemli bir ismi), "dil konusunda itiraz"a verilebilecek iyi bir örnektir. Arsal, Atatürk'ün "sofra müdavimleri"nden de biridir, hatırlatmak da yarar var. Bu önemli bir 'mevki'dir. 24 Aralık 1937'de Meclis'te Denizbank'ın kuruluş tartışmaları yaşanır. Atatürk, bu banka için "Denizbank" adını uygun görür. Prof. Arsal bunun üzerine söz alır ve bunun Türkçe kurallara uymadığını, "Deniz Bankası" veya "Denizcilik Bankası" olması gerektiğini söyler. Aynı günün akşamı Atatürk, "sofra"daki misafirlerden bazılarını seçerek radyoevine gitmelerini emreder ve normal program iptal edilerek Arsal aleyhine gece saat 2'ye kadar sert konuşmalar yapılır. 28 Aralık 1937'de tüm gazetelerde yayınlatılan bir makaleye göre de Arsal, "nankörlük", "sahte diploma sahibi olmak", "Türkçe bilmemek", "Türk olmamak" ve "Türk gençlerini zehirlemek" ile suçlanır. Makalenin üslubuna göre Falih Rıfkı Atay'ın elinden çıkmış olabileceği söyleniyor. Yine Adile Ayda'nın "Sadri Maksudi Arsal" kitabında söylediğine göre Atatürk Arsal'a bir haber göndererek gönlünü alsa da, Arsal ne mecliste ne de sofrada bir daha görünmez.

Geçmişte ve şimdi olduğu gibi "öyle denmez, böyle denir"cilik gelecekte de muhtemelen devam edecek. Tabii söylem değişikliği beklenmelidir, post-türkçesivarkenizm/neo-türkçesivarkenizm diyebileceğimiz akımda. :)

Sn. Ekin;

Öncelikle Prof. Dr. Vecihe Hatiboplu'nun Necdet Uran'dan aktadığına görelerle, Sadri Maksudi Arsal'ın söylediğine görelerle bu iş yürümez.Önemli olan sizin şu an ne söylediğiniz, geleceğe ise ne aktarabileceğinizdir.

Dilde değişme süreci doğal sayılabilir; ancak diğer dillerden sözcük alımı Türkçe'nin yapı, sesbilim, anlambilim, sesletim, yazım ve okuma kurallarını bozar, dilde kargaşaya ve de yozlaşmaya neden olur.Nerden mi biliyorum diyeceksiniz?

'' post-türkçesivarkenizm/neo-türkçesivarkenizm '' tarzında kelimelerinizi ben de dahil çevremde, inanın, kimse anlamaz.Eee, nerede ortak dil, ortak geçmiş, gelenekler...Zaten kendi diline yabancılaşma da, çoğu kişinin(!) olduğu gibi, Türkçe’nin yetersizliğinden değil‚ kayıtsızlıktan‚ özensizlikten gelmektedir.

Ne kadar ilkel , ne kadar gelişmemiş olursa olsun,her kültürün, kendini çok gelişmiş sayan ulusların dilleriyle karşılaştırılabilecek,kendine özgü bir dili vardır.Burdan şu sonucu çıkarmalısınız :

Paranız olsun ya da olmasın, ülkeniz denize baksın ya da bakmasın, ister zenci olun, ister beyaz...Bizi diğerlerinden ayırabilecek en iyi araç Türkçe'dir.

HandanHoca
24-06-09, 18:09
Sayın Ametal, uğraşmayınız; bunca dilbilmezin içinde bu çaba boş...

Kabaca olacak ve yadırganacak ama durum şu ki: Türkçe hakkında ağzı olan konuşmakta, herkes dili işine geldiği tarafa çekmekte... Daha 19 yaşında bir genç dili tarzancaya çevirmekte, yaşı kemale ermiş pek çok kişi buna göz yumup teşekkür etmekte...


İyi bir Türk dili eğitimi aldım ve savunduklarıma yapılan eleştirilerin zerre kadar değeri yok. Daha 'dE' bağlacını -mİ soru ekini ayırma hassasiyeti göstermeyen hocalarımızın Türkçe hakkında yaptığı yorumların, yapılan yorumlara verdiği tepkilerin hiç anlamı yok. Tevazu göstermeyeceğim zira 'Türkçe konuşun' diyorum ve bunda şahsi bir çıkarım yok.
Tartışma özgürlüğüyle, kişilerin görüşlerine saygı duymakla ilgisi yok. Bir gerçek var ki bu gerçekten taviz verilmez. Aklı başında her Türk anadilinin bilincinde olmalı!

1) Türk dili çalışmaları çok geç başladığından günümüzde Türkçe hakında tartışılagelen kurallar vardır.
2) Bunun yanında, Türkçede bir kural vardır ki o da Türkçe karşılığı olan yabancı sözcükler yerine Türkçesini tercih etmek, faydalandığı yabancı sözcüklere Türkçe ekler ulayarak oluşturulmuş tamlamalara yer vermemek, mümkün olduğu kadar bu tür kurgulardan dili arındırmaktır. Bu, her dilde geçerli olan bir kuraldır.

william01
25-06-09, 09:18
TDK her ne kadar yeni kelimeler üretse de yabancı kökenli kelimelerin yerine toplumumuz bunlardan benimsediğini kullanmaktadır.Türkçe için anadili bu dil olan herkes yorum yapma hakkına sahiptir.Sizin de kendi savunduğunuz tezleri söyleme hürriyeti ve bu tezlerin benimsenmemesi hürriyeti de mevcuttur.Evet,dilimizde patisserie gibi isimlerden dolayı yozlaşma bulunmaktadır.Ama bu yüzden dilimize çok önceleri girmiş kelimeleri de atmak dilin hayat damarlarını koparmak demektir.Tabii olarak Edebiyat ve Türkçe öğretmenlerinin dil bilgisi kurallarına özen göstermesi gerekir.Bunun böyle olmaması abesle iştigal eder.Öte yandan Türkçe bugün hala yozlaşma içerisindeyse bunda öğretmenlerin de bir ölçüde payı vardır.2001 senesinde TDK A harfinin şapkasını kaldırdığı halde bu harfin şapkası hala kullanılabilir deniyorsa ve sırf bazı menfaat uğruna kuralları çiğneyebiliyorsa durum vahimdir.(ki ben bunu 2007 yılında yaşadım)

U-not
25-06-09, 09:30
atatürkün en büyük hatası arap harflerinden latin harflerine geçmek oldu...

HandanHoca
25-06-09, 09:40
Konu sürekli çarpıtılmakta; Türkçesi olan sözcükler tercih edildiğinde, fulledim yerine hepsini doğru yaptım dendiğinde, Türkçenin hayat damarları kopmaz. Atmasyon yerine uyduruk dense hiçbir şey olmaz. Deyim kalıpları bozulamaz, bozulursa adama 'Hoop... onun aslı şudur.' derler, denmelidir de...

Sadece Türkçe ve Türk Dili Edebiyatı öğretmenleri değil tüm öğretmenlerin özen göstermesi gerekir ki iyi bir örnek olabilsin. Sadece öğretmenlerle de olacak iş değildir anadil bilinci sadece öğretmenlerle yaşatılmaz. Anadilim Türkçe onun hakkında yorum yapma özgürlüğüne sahibim demeyi bilen her Türk vatandaşı ona saygı, özen göstermek zorundadır. Türkçe, bu özeni hak ediyor.

william01
25-06-09, 09:44
ben fulledim lafını kastetmiyorum.Benim kastettiğim anlatmak istediğim eski türkçe sözcüklerle alakalıdır.Ki yazdıklarımın hiçbirinde fulledim lafıyla ilgili birşey söylemedim.Ki,fulledim lafının dışında bedenci,fizikçi,türkçeci,biyolojici gibi laflarda duyuyorum.O da günlük konuşma dilinin haliyle alakalıdır.Bu sorun da yine kişisel dikkatle ortadan kaldırılabilir.

william01
25-06-09, 09:47
Sonuçta işin ehli olan insanların bu duruma birinci derecede dikkat etmesi lazım.Sonuçta insanların dil kültürü bu öğretmenlerle şekilleniyor yukarıda örnek gösterdiğim şapkalı A konusunda da olduğu gibi eğer hocalar özen göstermezse klavuz olarak bu iş daha da kötüye gider.

HandanHoca
25-06-09, 11:15
ben fulledim lafını kastetmiyorum.Benim kastettiğim anlatmak istediğim eski türkçe sözcüklerle alakalıdır.Ki yazdıklarımın hiçbirinde fulledim lafıyla ilgili birşey söylemedim.Ki,fulledim lafının dışında bedenci,fizikçi,türkçeci,biyolojici gibi laflarda duyuyorum.O da günlük konuşma dilinin haliyle alakalıdır.Bu sorun da yine kişisel dikkatle ortadan kaldırılabilir.


Sonuçta işin ehli olan insanların bu duruma birinci derecede dikkat etmesi lazım.Sonuçta insanların dil kültürü bu öğretmenlerle şekilleniyor yukarıda örnek gösterdiğim şapkalı A konusunda da olduğu gibi eğer hocalar özen göstermezse klavuz olarak bu iş daha da kötüye gider.

Şapkalı a, bir adıyla uzun a, tarihi Türk dillerinde asli uzunluklar adıyla varolmuştur; günümüzde de fonetik açıdan varolmaya devam etmektedir, edecektir de... Bunun önüne geçmek için söz varlığımızı hiçe saymak gerek.(âdet-adet, âdem-adem... )Transkripsiyon a'sı da denilen bu uzun ses a üstüne çizgi çekilerek gösterilir. Asli uzunlukların yanında dilimize yabancı sözcüklerden, Arapça ve Farsçadan geçmiş dil birimlerinde de uzun a vardır. Bu sözcükleri uzatmasız kullanmak yerine mümkün olduğu ölçüde Türkçesini kullanmak kanımca daha isabetli bir karar olur. Örneğin pek çok yerde hikâye yerine öykü diyebiliriz. (yılan hikayesi derken öykü diyemeyeceğimiz için uzun a kullanmak durumundayız.)

Konu altında yaptığımız tartışmalar aslında bir gencin, 'fullemek' dediğimiz mastar bozuntusu hakkındaki düşüncelerime verdiği cevapla başlamıştı. Bu nedenle örneklerimde ona da yer verdim. Şimdi anlıyorum ki benim rahatsız olduğum ve tepki verdiğim şeyin farkına varılmamış ya da doğru anlamdırılamamış ya da ben anlatamamışım.



Sayın William01,
Kılavuz arayan için yığınla kitap var; ancak kimsenin kılavuz istediği yok. Keşke iş kılavuzlara kalsa...

Bu arada bedenci,fizikçi,türkçeci,biyolojici gibi kullanımları neden yanlış kullanılanlar arasına dahil ettiniz? Ufak bir anlam kayması sezilmekle beraber bence pek de zararlı değiller. fulledim ile Türkçeci aynı değil ki, Biri Türkçe sözcük ve Türkçe eklerden oluşmuş diğeri ingilizce bir sözcüğe Türkçe ekler getirilmesiyle oluşmuş.

Türk(Türkçe sözcük)+ce(Türkçe ek)
Full(ingilizce sözcük)+le(Türkçe f.f.y.e)-di(Türkçe zaman eki)-m(Türkçe kişi eki)

İntelligent
25-06-09, 11:24
[B]
"Türkçeyi fulleyebilecek kadar Türkçeye hakim olanlar bunun ayrımına daha rahat varır."


http://www.dilforum.com/forum/showthread.php?p=661246#post661246

Bir geometri sınavından öğrencinin birisi 100 almış. 100 alınca bir havalara girmiş.. Hoca demiş ki "Sadece sana sorulan 10 soruyu bildin. Bu senin geometriyi bildiğin anlamına gelmez."

İntelligent
25-06-09, 11:27
Anadolu coğrafyası sağdan soldan, kuzeyden güneyden çok rüzgar alıyor. Dilde bu nevi tartışmalar hep vardı, hep olacak... Kızanı da kızmayanı da hoş görmek lazım.. Muhakemetü'l Lugateyn bu amaçla yazıldı.