PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Yabancı kelimelere bulunan Türkçe Karşılıklar



Sayfa : [1] 2 3 4

köksal
26-04-08, 19:26
Değerli Dilforum Ailesi;
Güzel Türkçemize verdiğiniz değer ve gösterdiğiniz özeni görüyor ve takdir ediyorum.
Dilimizin yabancı kelimelerin istilasına uğraması hepiniz gibi beni de rahatsız ediyor.

Dilimize; teknolojik gelişmeler, ticari ilişkilerle (...) ve özensiz , belkide kasıtlı kullanımlarla hızlanan yabancı kelime girişi karşısında ne yapılabilir?

Bu konu sadece TDK'nın göevi mi?

Bu kelimelere bulunan karşılıklarlardan bir kısmı 'dilin ekonomik olmasından uzak, kullanışsız ve özensiz mi?' (konsantire-derişik, teleskop-ırakgörür, transistör-çekirgeç, deplasman-dışsaha, otel-konukevi vb) ve neden benimsenmiyor?

Bunun yanında 'bilgisayar, yazılım,işletim ...' gibi karşılıklar neden halkımız tarafından benimsendi?

Birey olarak ne yapabiliz.

Okullarda dil bilincini artırmak için ne yapılabilir? Yeni bir ders mi konulmalı?

Reklamlar ve dizi filmlerin gölgesinde öğrenilen dil (özellikle çocuklar ve gençler üzerine), düzeltilmeye oradan mı başlanmalı.

Aile eğitiminin yetersiz olmasının etkisi var mı acaba?

Ükemizde her yıl moda haline getirilen birkaç yabancı kelimeyi (cool, relax, specific, special...) neden modernlik göstergesi ya da bilgi göstergesi olarak konuşma arasına katan insanlar var?

köksal
26-04-08, 19:33
Birkaç örnek;

TDK-YABANCI KELİMELERE KARŞILIKLAR

background : İngilizce back ground (arka plân, zemin, fon). Teklif ettiğimiz karşılıklar: arka plân (mekân için), geçmiş (zaman için). Örnekler: Şarkıcının arka plânında bulutlar görünüyordu. Nobel kazanan romancının geçmişinde bir edebiyat ortamı vardı.
badminton : İngilizceden dilimize bir spor terimi olarak geçen bu söz, "bir kortta, iki kişi veya ikişer kişilik iki takım arasında özel olarak yapılmış bir topu ağın üzerinden aşırarak raketle oynanan oyun" anlamındadır. Kurulumuz, bu söz için tüylü top kelimesini önermektedir.
bandrol : Fransızca banderole. Bu söz dilimizde birkaç anlamda kullanılmaktadır: 1.Devletçe verginin kesildiğini gösteren etiket. 2.Paket veya şişelerin ağzına konulan şerit veya etiket. 3.Bayrak direğinin tepesine süs olarak konulan uzun, kumaş şerit. Daha çok vergilendirme işlemi ile ilgili olarak kullanılan bu söz için Kurulumuz, denetim pulu veya denetim bağı karşılıklarını önermiştir.
banner : İngilizce “bayrak, sancak, manşet” Son yıllarda özellikle bilgisayar alanında sıkça rastladığımız bu kelimeye karşılık olarak Kurulumuz, reklâm bandı, reklâmlık ve duyurmalık karşılıklarını teklif etmektedir. Örnek: Duyurmalıklar (reklâm bantları, reklâmlıklar) zaman zaman sayfanın yüklenmesini yavaşlatsalar da web yayıncılığında oldukça önemli bir yere sahipler.
bariyer : Fransızca barriére. Dilimizde "herhangi bir yolu kapamak için yapılmış engel; yol kenarlarındaki korumalık" anlamlarına gelen bu söze karşılık olarak Kurulumuz da engel kelimesini kabul etmiştir. Örnekler: Kapıya geldim, yoldan bahçeye geçecek bir engel yoktu. Araç engellere çarptıktan sonra durdu.
bar-kot : Fransızca barre (dikey çizgi) + Fransızca code. "Bir ürünün paketi üzerine basılmış bulunan ve ürün hakkındaki çeşitli bilgileri gösteren dikey çizgiler" anlamıyla dilimizde çok yeni olarak kullanılmaya başlayan bar-kot için teklif ettiğimiz karşılık: çizgi im. Örnek: Mağazalardaki optik okuyucular, çizgi imlerden malın fiyatını çıkarıyor.
baz : Fransızca base (temel; temel ilke; üs). Teklif edilen karşılıklar: temel, taban. Örnek: Altın fiyatlarını temel (taban) olarak alırsak daha sağlam sonuçlara ulaşırız.
bearish : İngilizceden Türkçeye geçen bir ekonomi terimidir. Bu kelime "ayı" anlamına gelen bear kelimesinden türetilmiştir. Borsada "fiyat indirilmesine sebep olacak eğilim, fiyat düşürücü özellik" anlamlarında kullanılmaktadır. Bearish sözü ile birlikte bullish sözü de geçmektedir. Bearish satış ağırlıklı piyasa bullish alıcı ağırlıklı piyasa için kullanılmaktadır.
Kurulumuz bearish için düşen (piyasa), bullish için de yükselen (piyasa) karşılıklarını önermektedir.
benchmarking : İngilizce benchmarking. Bu sözü ilk kullanan gazetecilerden biri verdiği haberde şöyle tanımlıyor: "Şirketler eskiden sır gibi sakladıkları bilgileri artık rakipleriyle paylaşmakta sakınca görmüyorlar. Hatta bir şirketin bilgilerini diğer şirkete ulaştırmak yeni bir iş alanı olmuş. Yapılan işin adı da benchmarking." Özgün imlâsıyla da kullanılmaya başlanan bu söz, bizde yerleştirilmeye çalışılan bu anlamıyla "bilgi satmak" genel kavramını taşımaktadır. Kurulumuzun bu söz için bulduğu karşılık bilsat'tır. Bunun yanında bilgileşim sözü de yeri geldiğinde kullanılmalıdır. Örnekler: Hatta bilgileşim yapacağınız şirketin kendi faaliyet alanınızda olması gerekmiyor. Amerika'da yedi sekiz kişilik jet uçakları üreten bir şirket, satışlarını nasıl artıracağını düşünürken bir lokanta zinciriyle bilsat yapmış ve kısa sürede elli iki uçak satmış.
best-seller : İngilizce best (en iyi) + seller (satıcı). "En çok satan, satış rekoru kıran (kitap)" anlamında kullanılan bu kavram için teklifimiz: çoksatar. Örnek: "Umut Eşiğinde" adlı eser çoksatar listelerinde ilk sırada yer alıyor. Bu ayın çoksatarı Yeni Hayat.
bienal : Fransızca biennal (iki yılda bir olan). "İki yılda bir tekrarlanan yarışma, şölen, sergi vb. olaylar" için kullanılan bienal sözüne karşılık olarak teklif ettiğimiz kelime: yılaşırı (şenlik, şölen, sergi vb.). Örnek: Kasım ayında yapılacak olan Dördüncü Yılaşırı Resim Sergisi'ne Türk ressamları da katılacak.
bilboard : İngilizce billboard (ilân tahtası). Teklif ettiğimiz karşılıklar: duyuru tahtası, ilân tahtası. Örnek: Belediye duyuru (ilân) tahtalarının kira ücretlerini yeniden belirledi.
birth travma : doğum incinmesi.
black top : İngilizcede "asfalt, asfalt yol, asfalt ile kaplamak" anlamında geçer. Son zamanlarda bir spor dalına verilen bu ad için Kurulumuz, sokak basketbolu kelimesinin uygun bir karşılık olduğunu kararlaştırmıştır. Örnek: Üç yıl önce Amerika'da başlayan ve şu ana kadar bir milyon kişinin yer aldığı sokak basketbolu üçe üç Açık Hava Basketbol Turnuvası, Almanya, İtalya, İspanya, Yunanistan ve Fransa'dan sonra 26-28 Haziran tarihleri arasında Türkiye'de ilk kez oynanacak.
blender : İngilizce blender. Dilimizde "değişik malzemelerin birbirine karıştırılmasına, kesilip ufalanmasına yarayan alet" anlamında kullanılan bu söze karşılık olarak Kurulumuz karıştırıcı kelimesini önermektedir. Örnek: Ka-rıştırıcı, besinleri doğrayan, parçalayan, karıştıran mutfaktaki üçüncü elinizdir.
blokaj : Fransızca blocage (dondurma, belirli bir noktada tutma). Daha çok askerlik, bankacılık ve futbol alanlarında kullanılan blokaj ve bloke etmek kelimeleri için tekliflerimiz: tutmak, durdurmak. Örnekler: Kaleci uçarak topu tuttu. Bankadaki hesabımızla ilgili işlemler durduruldu.
bloke para : tutulmuş para.
boarding cart : İngilizce boarding cart. Hava alanlarında kullanılan bu ulaşım terimi için Kurulumuz, uçuş kartı sözünün uygun bir karşılık olduğunda birleşmiştir. Örnek: Yolcular uçağa binerken uçuş kartlarını ilgililere göstermek zorundadır.
bodyguard : İngilizce bodyguard. Dilimizde "muhafız, fedaî, korumacı" anlamında yabancı imlâsını da koruyarak kullanılan bu sözün yerine Kurulumuz, zaten var olan koruma kelimesini benimsemiştir. Ayrıca bodyguardlık şeklindeki kullanımına karşılık olarak da korumalık sözü kabul edilmiştir. Örnekler: Futbolcuların çalışma alanına birer koruma ile geldikleri görüldü. En az bir yabancı dil bilen üniversiteli genç kızlar arasında korumalık gözde mesleklerden biri hâline geldi.
bounspas : İngilizce bounce (sıçratmak, sektirmek) + pass (pas). Basketbolde topu sektirerek verilen pas. Teklif edilen karşılık: sektirme pas. Örnek: Kendisine gelen sektirme pası, güzel bir hareketle sayıya çevirdi.
branç : İngilizce brunch (sabahla öğle arasında yenen ve her iki öğün yerine geçen yemek). Teklif ettiğimiz karşılık: kuşluk yemeği. Örnek: Bazı oteller, tatil günlerinde kuşluk yemeği veriyorlar.
brand extention : İngilizce brand (marka) + extention (yayılma, genişleme) Dilimizde "herhangi bir alanda çok tanınan bir markanın farklı alanlarda ürünler ortaya koyması” anlamında kullanılan bu söze karşılık olarak Kurulumuz marka türlemesi ve marka yayılımı karşılıklarını önermektedir. Örnek: Tütün dünyasının dev markası Camel'in ismini taşıyan botlar marka türlemesi (marka yayılımı)nin bir örneği.
branş : Fransızca branche (dal). Bu kelime için dilimizde güzel karşılıklar vardır: dal, şube, kol. Örnekler: Yeni Türk Edebiyatı bilim dalı. Türk dilinin çeşitli kolları vardır.
brick game : İngilizceden dilimize geçen ve bir tür oyun adı olan bu kelime için Kurulumuz, tuğla oyunu sözünü karşılık olarak önermektedir. Örnek: Elektronik eşya pazarlama şirketleri, müşterilerine cep televizyonu yerine sadece tıraş makinesi ve tuğla oyunu cihazları gönderiyorlar.
brifing : İngilizce briefing (özetlemek). "Bir konuda bilgilendirme maksadıyla yapılan toplantı" anlamında kullanılan brifing için teklifimiz: bilgilendirme. Örnek: Aylık ekonomi bilgilendirmesi bugün yapılacak.
brifing almak : bilgilendirilmek, bilgi almak.
brifing vermek : bilgilendirmek, bilgi vermek.
brokır : İngilizce broker (simsar, komisyoncu). Dilimizde bu kelimenin karşılığı zaten vardır: simsar. Örnek: Ev bulmak için simsarlara başvurmaktan başka yol kalmadı.
browser : İngilizceden dilimize özgün imlâsıyla geçen ve son yıllarda bilgisayar alanında sıkça duymaya başladığımız bu kelimeye karşılık olarak Kurulumuz açar sözünü önermektedir. Örnek: Açar,100 milyondan fazla genel ağ kullanıcısının sanal dünyaya girmek için kullandığı kapı anlamına geliyor.
bungee-jumping : bancii (Maldiv dilinde geçen ses yansımalı kelime) + İngilizce jumping (atlama). Ülkemizde son yıllarda yaygınlaşan bir spor türü olan bungee-jumping için Kurulumuzun teklif ettiği karşılık zıpzıp atlama’dır.
business class : İngilizce business (iş; meslek; ticaret) + class (sınıf, zümre; mevki). Teklifimiz: işlik orun. Örnek: Sanayiciler çoğunlukla işlik orunda seyahat ediyorlar.
by-pass : İngilizce by-pass (atlama). Tıptaki by-pass için teklif ettiğimiz karşılık: damar aktarma. Örnek: Kardeşim dün damar aktarma ameliyatı geçirdi. Siyasette kullanılan by-pass için teklif ettiğimiz karşılık: devre dışı bırakmak. Örnek: Yetki yasasıyla Meclisin devre dışı bırakıldığı ileri sürüldü

köksal
27-04-08, 01:05
Türkçe'de yaygın hale gelmiş bazı kelimeler;
İngilizce;

tost (toast)
sprey (spray)
tişört (T-shirt),
teyp (tape recorder'dan),
lider (leader),
miting (meeting);

italyanca ;

pusula (bussola)
acente (agente),
kambiyo (cambio),
gazino (casino);

Fransızca;

kamyon (camion),
kanepe (canepé),
gardrop (garderobe),
mersi (merci),
konferans (conférence),
sekreter (secrétaire)

£ vla
01-05-08, 14:10
Mersi(Merci) konusuna takılmış durumdayım.
Türk Dil Kurumu 2005 baskılı sözlüğünde, "Mersi" kelimesinin anlamı olarak:
ünl. Fr."Teşekkür ederim!" anlamında kullanılır.
kullanılmış.
"kullanılır." demiş, anlamını vermemiş ki.
Ben mersi diye bir kelimenin Türkçede olduğunu düşünmüyorum ama yanılıyor olabilirim.
Bu arada "Teşekkür" edemiyorum mesajlara. Yardım edebilir misiniz?

köksal
01-05-08, 14:35
Mersi(Merci) konusuna takılmış durumdayım.
Türk Dil Kurumu 2005 baskılı sözlüğünde, "Mersi" kelimesinin anlamı olarak:
ünl. Fr."Teşekkür ederim!" anlamında kullanılır.
kullanılmış.
"kullanılır." demiş, anlamını vermemiş ki.
Ben mersi diye bir kelimenin Türkçede olduğunu düşünmüyorum ama yanılıyor olabilirim.
Bu arada "Teşekkür" edemiyorum mesajlara. Yardım edebilir misiniz?

Merhabalar;

İkinci gruptakilerde, Türkçe karşılığı değil de sadece Türkçe'ye geçen yabancı kelimeleri belirtmek amacıyla dikkat çekmek için kullandım. (TDK'nın bulduğu karşılıklar değil)


Teşekkür için mesajların sağ alt kısmındaki 'teşekkürler' simgesine basmanız yeterli.

Saygılar

Seda Relampago
01-05-08, 15:24
Değerli Dilforum Ailesi;
Güzel Türkçemize verdiğiniz değer ve gösterdiğiniz özeni görüyor ve takdir ediyorum.
Dilimizin yabancı kelimelerin istilasına uğraması hepiniz gibi beni de rahatsız ediyor.

Dilimize; teknolojik gelişmeler, ticari ilişkilerle (...) ve özensiz , belkide kasıtlı kullanımlarla hızlanan yabancı kelime girişi karşısında ne yapılabilir?

Bu konu sadece TDK'nın göevi mi?

Bu kelimelere bulunan karşılıklarlardan bir kısmı 'dilin ekonomik olmasından uzak, kullanışsız ve özensiz mi?' (konsantire-derişik, teleskop-ırakgörür, transistör-çekirgeç, deplasman-dışsaha, otel-konukevi vb) ve neden benimsenmiyor?

Bunun yanında 'bilgisayar, yazılım,işletim ...' gibi karşılıklar neden halkımız tarafından benimsendi?

Birey olarak ne yapabiliz.

Okullarda dil bilincini artırmak için ne yapılabilir? Yeni bir ders mi konulmalı?

Reklamlar ve dizi filmlerin gölgesinde öğrenilen dil (özellikle çocuklar ve gençler üzerine), düzeltilmeye oradan mı başlanmalı.

Aile eğitiminin yetersiz olmasının etkisi var mı acaba?

Ükemizde her yıl moda haline getirilen birkaç yabancı kelimeyi (cool, relax, specific, special...) neden modernlik göstergesi ya da bilgi göstergesi olarak konuşma arasına katan insanlar var?

Eski zamanlarda dil içerisinde ne kadar çok arapça-farsça kelime kullanıldı mı bilgelik, zenginlik göstergesiydi. Şimdi devir değişmiş olmalı ki artık ingilizceden kelimeler kullanılmaya ve böylece modernlik taslanıldığı benimsenildi.

Üstelik açmış olduğunuz konu çok yararlı bir konu, gerçekten artık bunlara bir dur denilmeli diyorum ben.

Televizyon ve çeşitli basım-yayımda dil denetleyici kurumların görevlendirilmesi mantıklı olabilir bence, nasıl RTÜK varsa... Kelime kullanımlarına da oldukça özen gösterilsin bir kurum tarafından yada RTÜK üstlensin bunu. Okullarda dil bilincine ait dersler kesinlikle konulmalı, gençlere yönelik bir çalışma tüm nüfusu etkileyecektir, çünkü onlar yeni nesil ve yeni nesile nasıl öğretilirse ondan sonrakilerde aynı bilinçle yaşayacaklardır...

useofenglish
02-05-08, 00:04
Daha da ilginç bir şey var o da Subbasement kelimesinin Türkçe(leşmiş)-biraz anlam değişikliğine de uğramış- karşılığı ne olabilir acaba

SunRise
02-05-08, 00:17
Aynı şekilde YAPABİLİTE diye iğrenç bir İngilizce-Türkçe karışımı sözcük duymuştum.:smiley5:

useofenglish
02-05-08, 09:12
Genel bir kullanım mı yerel mi bilmiyorum ama Mersin civarında evlerin temeline Subasmanı( yani evleri su basmasın diye:D) diyorlar. Sanırım lise yıllarıydı, bunun İngilizce subbasement kelimesinden geldiğini farkettim ve oldukça hoşuma gitti. Sizde de bu örneğe benzer kelimeler varsa paylaşalım.

Carmenta
02-05-08, 12:51
Dilimiz şu ana kadar bir çok dil ile etkileşime girmiştir. Arapça, Farsça ve daha sonra Osmanlı yönetici ve aydınlarının Fransız hayranlığı yüzünden Fransızca. Ve günümüzün sorunu İngilizce. Bence dillerin birbirinden etkileşimi bir yere kadar kabul edilebilir. Ama eğer bu etkileşim boyut değiştirip dilimizi bize yabancılaştırıyorsa burada bir yanışlık var demektir. Günlük konuşma dilimize en basitinden "bye" sözcüğü yerleşmiş durumda. "Hoşçakal" çok daha anlamlı olmasına rağmen neredeyse 7 den 70 e herkes tarafından "bye" denmeye başlandı.
Teknolojiyi ele alırsak bu konuda kelime üretmediği için TDK'yı suçlayan bir çok insan var. Ama bu ne kadar doğru? Sonuçta teknoloji, (bu kelimenin de Türkçe'si yok) dili İngilizce olan ülkelerin elinde. Ve her gün yeni bir keşif, yeni bir araç ortaya çıkıyor. Bu duruma Tdk'nın da yetişmesi gerçekten çok kolay değil. Bazı üretilen sözcükler gerçekten saçma ve kullanışsız. Bunların yerleşmesini bekleyemeyiz. Ama "dizüstü bilgisayar" gibi güzel bir tamlamanın yerine "laptop" demek de çoğumuza bize bir ayrıcalık katıyormuş gibi görünüyor. Yani aslında sorun biraz da "özenti" olmamızda. Sanki konuşurken bir kaç yabancı kelime katarsak konuşmamıza "kültürlü insan oluruz" gibi düşünüyoruz. Bu beni "enterese" etmez. "Kanalize olmak" "Obstrüksiyon" gibi saçma kelimelerle kültürlü olmaya çalışırken, kendi kültürümüzü, dilimizi, varlığımızı zedelemiyor muyuz?

Seda Relampago
02-05-08, 16:06
Dilimiz şu ana kadar bir çok dil ile etkileşime girmiştir. Arapça, Farsça ve daha sonra Osmanlı yönetici ve aydınlarının Fransız hayranlığı yüzünden Fransızca. Ve günümüzün sorunu İngilizce. Bence dillerin birbirinden etkileşimi bir yere kadar kabul edilebilir. Ama eğer bu etkileşim boyut değiştirip dilimizi bize yabancılaştırıyorsa burada bir yanışlık var demektir. Günlük konuşma dilimize en basitinden "bye" sözcüğü yerleşmiş durumda. "Hoşçakal" çok daha anlamlı olmasına rağmen neredeyse 7 den 70 e herkes tarafından "bye" denmeye başlandı.
Teknolojiyi ele alırsak bu konuda kelime üretmediği için TDK'yı suçlayan bir çok insan var. Ama bu ne kadar doğru? Sonuçta teknoloji, (bu kelimenin de Türkçe'si yok) dili İngilizce olan ülkelerin elinde. Ve her gün yeni bir keşif, yeni bir araç ortaya çıkıyor. Bu duruma Tdk'nın da yetişmesi gerçekten çok kolay değil. Bazı üretilen sözcükler gerçekten saçma ve kullanışsız. Bunların yerleşmesini bekleyemeyiz. Ama "dizüstü bilgisayar" gibi güzel bir tamlamanın yerine "laptop" demek de çoğumuza bize bir ayrıcalık katıyormuş gibi görünüyor. Yani aslında sorun biraz da "özenti" olmamızda. Sanki konuşurken bir kaç yabancı kelime katarsak konuşmamıza "kültürlü insan oluruz" gibi düşünüyoruz. Bu beni "enterese" etmez. "Kanalize olmak" "Obstrüksiyon" gibi saçma kelimelerle kültürlü olmaya çalışırken, kendi kültürümüzü, dilimizi, varlığımızı zedelemiyor muyuz?

Şu "bye" olayından da iyiki bahsetmişsiniz, gerçekten herkesin ağzında mutlak bir yer edinmiş artık. Ben bunu çok nadir kullanırım ve kullanmamaya özen gösteririm. "Hoşçakal" gibi "görüşürüz" gibi "Allahaısmarladık" gibi anlamı olan kelimeler varken anlamı oldukça sıradan ve klasikleşmiş üç harfli bir kelimeyi niye kullanmayı tercih ediyoruz ki, diğer kelimeler uzun geldiyse artık diyecek hiçbirşey bulamıyorum ben...

Birde çevremden duyduğum ve anlayamadığım o kadar çok kelime çıkmış ki ortaya, halen daha sofistikenin ne olduğunu bilmem mesela (şuan yeni bir pencere açtım ve google'da arayıp öğrendim), onun dışında asortik mesela... Birde egoist var, "bencil" demek çok mu zorlarına gidiyor anlam veremiyorum...

Ehveniser
02-05-08, 16:19
......
tartışmalar çok hararetli.....

peki size göre sorun olan bu durum için bir çözüm önerisi olan var mı?

Mavibst
02-05-08, 17:13
Güzel yazmışsınız ama laptop konusuna katılamıyacağım malesef. 'Dizüstü bilgisayar' kelimesi bana oldukça yapmacık ve kasıntı geliyor. Dili korumak önemli ama özellikle teknoloji konusunda önüne geçilmeyecek evrensel kelimeler var. Laptop da bunlardan biri ve gayet kullanışlı bir kelimedir. Dünya üzerinde kimse laptop yerine 'dizüstü' demez :D Laptop genelde dizüstünde de kullanılmaz zaten. Kısaca gereksiz bir kelime. Klavye, mouse (maus), fan, program, forum, laptop, kablo vb. kelimeler teknolojiyle birlikte dilin içine girmiş evrensel kelimelerdir. Artık çıkarması mümkün değil.
Önemli olan günlük anlatımda kullandığımız ve anlamını yeterince karşılayan kelimeleri koruyabilmekdir bence.

Timsah
02-05-08, 18:43
İcat, mucidine isim hakkı verir. Fakat bu isim değişmez değildir. Ayrıca evrensel dil yoktur, olamaz. Bilimin dili sadece Matematiktir. Bundan başkasını söyleyen, Arapça bilmeyenin münkir olacağını da düşünür. :)

Kelimeleri sevmek veya sevmemek kişiye bağlıdır; saygıyı hak eder. :)

Kelimeler bazen maksadını aşar. Bu da onun kalıplaştığının göstergesi değil midir? Dizüstü, sadece dizüstünde kullanılan değil, dizin üstüne koyulup kullanlabilecek kadar pratik bir bilgisayar çeşidi olarak görülür. Direkt olarak kelimeye bakarsak, bilgisayarın da anlamlı bir türetme olduğunu söyleyemeyiz. Bu arada "computer" de evrensel kabul edilen kelimelerdendir. Ancak bilgisayarın fendi, "evrensel computer"i yenmiştir.

Evrensel kelimeler vardır, ne gereği var uydurmanın demek, anadile hakaret olur. Türkçe'ye demedim, anadile dedim. Çünkü bu kural sadece Türkçe değil, diğer diller için de geçerli. İnsan papağandan neden farklıdır? Papağan duyduğunu söyler, insan ise duyduğu şey hakkında düşündüklerini...

köksal
02-05-08, 19:26
'Bir girişimci, kaliteli bir ayakkabı üretir ve Türkçe bir isim verir markasına. Satışlar umduğu gibi olmaz. Zarar eder.

Aynı girişimci, aynı ürüne İngilizce bir isim verir. Satışları artar.'

Bu anlayış, 1990'lı yıllara kadar çok yaygındı. 90 öncesi, çoğu üründe dışa bağımlıydık ve yerli üretim sınırlıydı. 90'lardan sonra dünyaya açılmanın hızlanması, yerli girişimcilerdeki artış ( özellikle tekstil alanında) henüz tam içselleştirilmedi.

Bu yabancı ürün hayranlığı doğal olarak dile de yansıyor.

Bu algı, günümüzde Çin malları ile daha karmaşık hale geldi: Marka İngilizce ama kalite yok.

Bu son gelişme, yerli ürünlere ve ana dile yeni bir yöneliş sağlayabilir.

Carmenta
02-05-08, 20:02
Beni rahatsız eden bir konu da giysilerin üzerinde yazan yazılar. Bu baskılar ne kadar saçma olursa olsun bazılarımız bilerek, bazılarımız bilmeyerek (sadece göze güzel geliyor diye düşünerek) bu giysileri tercih ediyoruz. Dikkat ederseniz görürsünüz çoğu da Türk malı ürünler.
Biz ne yapabiliriz? Bireysel olarak yapacağımız şeyler tabiki dilimizi tamamen kurtarmaz. Bence bu konuda öğretmenlerin önemli görevleri var. Öncelikle dili sevmek ve korumak benimsetilmeli. Sorsak insanların çoğu kişi "Evet, Türkçe'ye önem veriyorum" der ama kaçımız bunu bir vatandaşlık görevi olarak görüyor ki?
İngilizce Öğretmenliği bölümünde okuyorum ve İngilizce ile bir şekilde iç içeyim. Ama ders dışındaki zamanlarda çoğu insandan daha fazla dikkat ettiğime inanıyorum.
Bu arada tabiki bazı yerleşmiş kelimelerde değişiklik yapılması beklenemez. Kaç yıllık "televizyon"a başka bir isim veremeyiz. Ama bundan sonrası için bir şeyler yapılmalı. En azından basın-yayın organlarının yaptığı yanlış engellenmeli. Okula başlamamış çocukların zamanlarının çoğunu televizyon başında geçirdiğini ve öğrenmeye çok açık oldukları bu dönemde nasıl etkilendiğini düşünürseniz demek istediğimi anlayacağınızı sanıyorum.

gülçin89
02-05-08, 20:03
ben dilimizin doğru kullanılması taraftarıyım.Çevremdeki çok fazla yabancı sözcük kullananları mümkün olduğunca uyarmaya çalışıyorum.Günlük dilimizde o kadar yabancı sözcük kullanıyoruz ki yetişmek bazen mümkün olmuyor.Ben bile kendimi yabancı sözcük kullanırken yakalayabiliyorum.:DBu yüzden dilimizin doğru ve güzel kullanılması için de acil önlem alınması gerektiğini düşünüyorum.

useofenglish
02-05-08, 20:06
Şimdi bu konu çook uzayıp gider; ama ben şunu belirtmek isterim.Biz neden üretemiyoruz? Chop/slice/dice/cut kelimeleri her bir ayrı eylemi bir kelimede ifade edebilirken biz neden küp küp kes demek zorundayız. Neden kelimelerimiz sanki köşeye sıkışmış çaresiz bir insan gibi her anlama boyun eğiyor. Hepimiz düşünmüşüzdür, acaba neredeyse her kelimenin bel altı espriye kaynaklık ettiği başka bir dil var mıdır? Biz dilciler, filologlar vb, bu konuda hiç mi günah zerresi taşımıyoruz? İşi basit vatanseverlik boyutuna indirgemek istemiyorum. Biz mi tembeliz ve üretemiyoruz veya biz mi tembeliz bize verilen her şeyi şakkadanak( üzgünüm değil özür dilerim) kabul ediyoruz, etmekle kalmıyor onun özgününü( orjinalini- alın işte özgün derken bile kendimi rahat hissedemiyorum) bozuyoruz. Şimdi bu konu çook uzayıp gider. Hepinize saygılarımı sunarım. ( Bu arada performans kelimesine başarım denme teşebbüslerine-çabalarına ne diyorsunuz. Bence olmuyor)

Carmenta
02-05-08, 20:15
Güzel yazmışsınız ama laptop konusuna katılamıyacağım malesef. 'Dizüstü bilgisayar' kelimesi bana oldukça yapmacık ve kasıntı geliyor. Dili korumak önemli ama özellikle teknoloji konusunda önüne geçilmeyecek evrensel kelimeler var. Laptop da bunlardan biri ve gayet kullanışlı bir kelimedir. Dünya üzerinde kimse laptop yerine 'dizüstü' demez :D Laptop genelde dizüstünde de kullanılmaz zaten. Kısaca gereksiz bir kelime. Klavye, mouse (maus), fan, program, forum, laptop, kablo vb. kelimeler teknolojiyle birlikte dilin içine girmiş evrensel kelimelerdir. Artık çıkarması mümkün değil.
Önemli olan günlük anlatımda kullandığımız ve anlamını yeterince karşılayan kelimeleri koruyabilmekdir bence.


"Laptop" aslında Türkçe'ye oturtamadığımız ve oturtayamayacağımız bir kelime bence. Çünkü yazıldığı gibi okumamız gerek. Ama telaffuzunda çeşitlilikler var. Leptop, leptap, labtob vs. Dünya üzerinde kimse söylemez demişsiniz. Zaten dünyada herkes kendi dilinde kullanıyor o kelimeyi. Ve "notebook" kullanım açısından "laptop" dan daha yaygın.
Fan yerine "soğutucu" klavye yerine "tuş takımı" desek ne kaybederiz ki? En azından dilimizde karşılığı bulunanları kullanabiliriz.
Kendi fikrimdir, kimseye fikirlerimi empoze etmeye çalışmıyorum :smiley4: :P

Carmenta
02-05-08, 20:26
Şimdi bu konu çook uzayıp gider; ama ben şunu belirtmek isterim.Biz neden üretemiyoruz? Chop/slice/dice/cut kelimeleri her bir ayrı eylemi bir kelimede ifade edebilirken biz neden küp küp kes demek zorundayız. Neden kelimelerimiz sanki köşeye sıkışmış çaresiz bir insan gibi her anlama boyun eğiyor. Hepimiz düşünmüşüzdür, acaba neredeyse her kelimenin bel altı espriye kaynaklık ettiği başka bir dil var mıdır? Biz dilciler, filologlar vb, bu konuda hiç mi günah zerresi taşımıyoruz? İşi basit vatanseverlik boyutuna indirgemek istemiyorum. Biz mi tembeliz ve üretemiyoruz veya biz mi tembeliz bize verilen her şeyi şakkadanak( üzgünüm değil özür dilerim) kabul ediyoruz, etmekle kalmıyor onun özgününü( orjinalini- alın işte özgün derken bile kendimi rahat hissedemiyorum) bozuyoruz. Şimdi bu konu çook uzayıp gider. Hepinize saygılarımı sunarım. ( Bu arada performans kelimesine başarım denme teşebbüslerine-çabalarına ne diyorsunuz. Bence olmuyor)

Hocam bence de Türk insanı tembel. Türk insanı bir zamanlar çalışkanmış. (M. Kemal Ataatürk'ün dediği gibi) Ama artık değil. Dediğiniz gibi üretmiyoruz. Okulda bir hocanın söylediği şey İngilizce'de 1 milyondan fazla sözcüğün bulunduğu. Türkçe bu konuda biraz yoksul görünüyor (75.000 civarı olduğunu söyledi hocamız) Performans kelimesinin karşılığında "başarım" bence de olmuyor. Tdk'nın sitesinde Türkçe Tartışma Topluluğu diye bir oluşum var. İlgilenen ya da ilgilenmek isteyenler bir göz atabilir. Yeni terim ve sözcük önerileri yapabiliyoruz. Tabi oraya tıklamaya ve daha önemlisi düşünmeye üşenmezsek...

Mavibst
02-05-08, 20:26
Aslında notebook ingilizce bir kelime, ingilizce konuşan ülkeler dışında kullanılmaz hatta günlük hayatta amerikada da kullanılmaz. Laptop(leptap şeklinde okuyarak) kullanırlar. İzlediğiniz dizi filmlerde dikkat edin bu konuda bir bölünme vardır.
Bunun dışında evrensel bir dil yoktur olduğunu kimse iddia edemez ama evrensel kelimeler vardır. Bu dilin özüne saygısızlık değildir, çünkü teknolojinin gelişimiyle ortaya yeni araçlar çıkar ve bunlara bi isim verilmek zorundadır. 'İcat, mucidine isim hakkı verilir' maddesiyle bunu açıklayabiliriz. Bu arada Bilgisayar çok başarılı olmuş bir kelimedir, bu konudaki ender başarılarmızdandır. Karşısındaki onlarca örnek karşısında tek başına kalmıştır. Hayatta en çok kullandığımız televizyon, radyo, telefon, makine gibi kelimeleri düşünelim. Büyük bir hezimet malesef...

Timsah
02-05-08, 20:31
......
tartışmalar çok hararetli.....

peki size göre sorun olan bu durum için bir çözüm önerisi olan var mı?

1-) Eğitim milli olmalıdır.

2-) Hazırlık sınıfı denilen zaman kaybı, defedilmelidir. Ya da hazırlık sınıfı, Vatandaşlık Bilgisi, Felsefe, Tarih, Coğrafya gibi toplumsal bilimlerle dolmalı, ayrıca adam akıllı Türkçe öğretilmelidir. Yani namıdiğer "milli terbiye" verilmelidir. Kırbaç ile Old Mc Donald's şarkısı ezberletmek yerine, huşu ile Türkçeyi tavaf etmeyi öğretmelidir okul.

Timsah
02-05-08, 20:37
Hocam bence de Türk insanı tembel. Türk insanı bir zamanlar çalışkanmış. (M. Kemal Ataatürk'ün dediği gibi) Ama artık değil. Dediğiniz gibi üretmiyoruz. Okulda bir hocanın söylediği şey İngilizce'de 1 milyondan fazla sözcüğün bulunduğu. Türkçe bu konuda biraz yoksul görünüyor (75.000 civarı olduğunu söyledi hocamız) Performans kelimesinin karşılığında "başarım" bence de olmuyor. Tdk'nın sitesinde Türkçe Tartışma Topluluğu diye bir oluşum var. İlgilenen ya da ilgilenmek isteyenler bir göz atabilir. Yeni terim ve sözcük önerileri yapabiliyoruz. Tabi oraya tıklamaya ve daha önemlisi düşünmeye üşenmezsek...

Tartışmak ve konuşmak büyük bir zevk mutlaka; ama karamsar olmayalım. Çok sayıda Türkçe gönüllüsü ve hızlı bir bilinçlenme var. Şuraya (http://tdkterim.gov.tr/) bir göz atalım, Oktay Sinanoğlu Hoca'yı da hürmetle analım. :)

useofenglish
02-05-08, 20:41
Benim meselem biraz da her konuda birbirimize karşı önyargılı ve sınıflandırıcı yaklaşımımız. Ben performans kelimesini kullandığımda babam kızıyor Türkçe kelime kullan diye. Başarım desem kimse anlamayacak ve kullandığım kelimeler eskiye ( osmanlıya/arapçaya/farsçaya) aitse muhafazakar, yabancı( batı ) kökenli ise batı özentisi oluyorum. Bu kar mı sıkışmış durumdayız yani biz?

Ekin
02-05-08, 20:56
Önerilen karşılıklardan bazıları çok hoşuma gitti. Neolojizm* fikrini dilin gelişimi açısından olumlu buluyorum.

Ancak bu düşüncelerin zenofobi (http://tr.wikipedia.org/wiki/Zenofobi) boyutuna gelmesini yanlış buluyorum.

Dilin işleyişi birçok açıdan fabrikanın temel düzenine benzer. Bir fabrika hayal edin. Fabrikanızda 100 işçiniz var. Bunlardan 40'ı yabancı, 60'ı ise Türk. Hepsi de işini çok güzel yapıyor. Daha sonra, bu fabrikanın mallarını tüketen Türkler diyor ki, "Bu fabrika Türk fabrikasıdır. Yabancı işçileri çıkarın. Yerine biz size Türk işçiler getireceğiz. Yabancı işçiler, fabrikanın işlevini bozuyor. Türk gibi çalışmıyorlar. Fabrika, tamamen Türk olmalıdır."

Bunu dile uyarlayın. Dilin içindeki yabancı kökenleri atalım, yerine Türkçe sözcükler türetelim. Dil Türkçe ya, Türkçe olmayan sözcüklerin ne işi var?

Dilbilimle ilgilenmeye başlamadan önce, kimyager bir Türk profesörünün (Oktay Sinanoğlu) dilbilimsel varsayımlarını ve "Memleket elden gidiyor!"un dile uyarlanmışıyla oldukça gaza gelmiştim. Daha da ileri boyuta gidip, militan bir dil faşisti olmuştum. Yabancı sözcük kullanana saldırıyordum resmen.

Aklımı başıma almam birkaç senemi aldı. Dilbilimciler tarafından yazılmış dilbilim eserlerini okumaya başladım. Uzun uzun bahsetmek istemiyorum, ama umarım bu evrimsel süreci tüm dilciler geçirir. Dilin işleyişine ve derinliğine hayret ediyorsunuz o zaman. Çok bildiğinizi sandığınız zamanlara hayret ediyorsunuz.

Şimdi size söylüyorum...

Yeni sözcük üretin, ama insanları zorlamayın. Mutlak doğru olduğunu varsayarak insanları sizin kullanılması gerektiğini düşündüğünüz sözcükleri kullanmaya zorlamayın.

Yabancı bir sözcük kullanıldığında, biliyorsam bile anlamını "Anlayamadım?" derdim. Türkçesini kullanmalarını isterdim. Şimdi çok komik geliyor bu davranışım. Ama ben küçükken, Merkez Bankası'nın neden dolar basıp dış borçlarımızı ödemediğini de merak ederdim. İnsan büyüdükçe, düşündükçe ve okudukça anlıyor demek ki.

Her türlü fikir hareketini destekliyorum, ama bu fikir hareketi değerlerini zorla benimsetmeyi içermiyorsa.

*türenti, diye öneriyor TDK.

useofenglish
02-05-08, 21:01
That's it. Harikasınız

Kerimhan
02-05-08, 21:10
Ekin gerçekten müthiş bir yazı olmuş bende imzamı atıyorum.Sadece bir ekleme yapmak istiyorum özellikle bazı köşe yazarları ve santçıların ısrarla bakın ingilizce biliyorum tarzı kelimeleri kullanmaları gerçekten komik oluyor aslında.Örneğin biri aklıma geldi modacı bayan styling styling deyip duruyordu ağzını doldura doldura...

Timsah
02-05-08, 21:11
Aslında notebook ingilizce bir kelime, ingilizce konuşan ülkeler dışında kullanılmaz hatta günlük hayatta amerikada da kullanılmaz. Laptop(leptap şeklinde okuyarak) kullanırlar. İzlediğiniz dizi filmlerde dikkat edin bu konuda bir bölünme vardır.
Bunun dışında evrensel bir dil yoktur olduğunu kimse iddia edemez ama evrensel kelimeler vardır. Bu dilin özüne saygısızlık değildir, çünkü teknolojinin gelişimiyle ortaya yeni araçlar çıkar ve bunlara bi isim verilmek zorundadır. 'İcat, mucidine isim hakkı verilir' maddesiyle bunu açıklayabiliriz. Bu arada Bilgisayar çok başarılı olmuş bir kelimedir, bu konudaki ender başarılarmızdandır. Karşısındaki onlarca örnek karşısında tek başına kalmıştır. Hayatta en çok kullandığımız televizyon, radyo, telefon, makine gibi kelimeleri düşünelim. Büyük bir hezimet malesef...


İş dönüp dolaşıp neye Türkçe denilip neye Türkçe denilmeyeceğine geliyor. İşte burada damak tadı değil, yaklaşım devreye giriyor. Özlük üveylik Köken Bilimicilerinin işi, bize kalan sadece anlaşmak. Televizyonun başka adı yok, ya da radyonun. Peki bu belleyiş seçimle mi doğdu, yoksa dayatmayla mı? Şu anda rakip yok bu kelimelere; fakat bırakalım olsun, su akar yatağını bulur. Akıl yürütmek yasaklı elma, fakat yersek Adem oluruz. :)

İnanın her şey çok güzel olacaktır. Bunu, her sınav öncesi oturup Latince Tür, Sınıf, Familya, Takım isimleri ezberlemek zorunda kalan zihnim söylüyor. Eğer Latince eğitim olmasaydı, şu anda yapabildiğimin üç katı kadar türü tespit edebilecek bilgiye sahip olacaktım. Bu dil beni zora sokmak için mi var, yoksa beni kolaylamak için mi?

Müddei-yi umumiyi düşünün. Hâlâ yaşasaydı bu kelime, dava açmaktan korkardı sokaktaki adam. :)

Sözün Özü: Mucit, icadına uydurur bir isim, uyduramazsa yapar akronimi(Kısma). Bu bize şarkı gelir, başka nağme istemeyiz. Bir saniyede çıkıvermiştir ağzından muhteremin, lakin biz, bir asırda dilimize uyduramayız. :)

Kişisel Not: Türkçe hakkında fikir beyan eden insanlardaki artıştan çok mutlu oldum. Diğer konulara da bekleriz. :)

köksal
02-05-08, 21:16
Beni rahatsız eden bir konu da giysilerin üzerinde yazan yazılar. Bu baskılar ne kadar saçma olursa olsun bazılarımız bilerek, bazılarımız bilmeyerek (sadece göze güzel geliyor diye düşünerek) bu giysileri tercih ediyoruz. Dikkat ederseniz görürsünüz çoğu da Türk malı ürünler.
Biz ne yapabiliriz? Bireysel olarak yapacağımız şeyler tabiki dilimizi tamamen kurtarmaz. Bence bu konuda öğretmenlerin önemli görevleri var. Öncelikle dili sevmek ve korumak benimsetilmeli. Sorsak insanların çoğu kişi "Evet, Türkçe'ye önem veriyorum" der ama kaçımız bunu bir vatandaşlık görevi olarak görüyor ki?
İngilizce Öğretmenliği bölümünde okuyorum ve İngilizce ile bir şekilde iç içeyim. Ama ders dışındaki zamanlarda çoğu insandan daha fazla dikkat ettiğime inanıyorum.
Bu arada tabiki bazı yerleşmiş kelimelerde değişiklik yapılması beklenemez. Kaç yıllık "televizyon"a başka bir isim veremeyiz. Ama bundan sonrası için bir şeyler yapılmalı. En azından basın-yayın organlarının yaptığı yanlış engellenmeli. Okula başlamamış çocukların zamanlarının çoğunu televizyon başında geçirdiğini ve öğrenmeye çok açık oldukları bu dönemde nasıl etkilendiğini düşünürseniz demek istediğimi anlayacağınızı sanıyorum.

Sayın Carmenta,
Güzel bir konuya değinmişsiniz. Teşekkürler.

Batı kültüründe elbise üzerine yazı yazma bir tür gelenek haline gelmiş ve genelde de 'aykırı bir bakış' dile getirir.

Bizdeki durum ise biraz farklı.
Aynen aşağıdaki haberde olduğu gibi:

Tişörte böyle yazılmazki
03 Mart 2008 Pazartesi 14:25
İngilizce yazan tişört alırken anlamını bilin. Yoksa Antalya'daki bu vatandaş gibi başınıza iş alırsınız.
Antalya'da bir mermer firmasında yöneticilik yapan 32 yaşındaki Mehmet Çobanoğlu, üzerinde ‘Şık p..enk’ anlamına gelen İngilizce ‘Mod pimp’ yazılı kazağı kendisine satan mağaza hakkında şikayetçi oldu.

Kazaktaki yazıyı okuyan turistlerin alaylı bakışlarıyla karşı karşıya kaldığını, bazılarının ise ‘Elinde kadın var mı?’ diye sorduğunu belirten Çobanoğlu, “Onurum kırıldı” dedi.

Tüketiciyi Koruma Derneği Antalya Şube Başkanı Avukat Abdullah Özçulcu ise, “Bilinerek satılması halinde suç teşkil eder. Bilinmeden satılması durumunda yabancı dil olduğu için gizli ayıp teşkil eder. Bu nedenle ürünün yenisi veya bedel iadesi zorunludur. Satıcı, bilerek satmışsa manevi tazminat ödemeyle de mahkum olabilir” diye konuştu. (Hürriyet)

Timsah
02-05-08, 21:58
Önerilen karşılıklardan bazıları çok hoşuma gitti. Neolojizm* fikrini dilin gelişimi açısından olumlu buluyorum.

Ancak bu düşüncelerin zenofobi boyutuna gelmesini yanlış buluyorum.

Dilin işleyişi birçok açıdan fabrikanın temel düzenine benzer. Bir fabrika hayal edin. Fabrikanızda 100 işçiniz var. Bunlardan 40'ı yabancı, 60'ı ise Türk. Hepsi de işini çok güzel yapıyor. Daha sonra, bu fabrikanın mallarını tüketen Türkler diyor ki, "Bu fabrika Türk fabrikasıdır. Yabancı işçileri çıkarın. Yerine biz size Türk işçiler getireceğiz. Yabancı işçiler, fabrikanın işlevini bozuyor. Türk gibi çalışmıyorlar. Fabrika, tamamen Türk olmalıdır."

Bunu dile uyarlayın. Dilin içindeki yabancı kökenleri atalım, yerine Türkçe sözcükler türetelim. Dil Türkçe ya, Türkçe olmayan sözcüklerin ne işi var?

Dilbilimle ilgilenmeye başlamadan önce, kimyager bir Türk profesörünün (Oktay Sinanoğlu) dilbilimsel varsayımlarını ve "Memleket elden gidiyor!"un dile uyarlanmışıyla oldukça gaza gelmiştim. Daha da ileri boyuta gidip, militan bir dil faşisti olmuştum. Yabancı sözcük kullanana saldırıyordum resmen.

Aklımı başıma almam birkaç senemi aldı. Dilbilimciler tarafından yazılmış dilbilim eserlerini okumaya başladım. Uzun uzun bahsetmek istemiyorum, ama umarım bu evrimsel süreci tüm dilciler geçirir. Dilin işleyişine ve derinliğine hayret ediyorsunuz o zaman. Çok bildiğinizi sandığınız zamanlara hayret ediyorsunuz.

Şimdi size söylüyorum...

Yeni sözcük üretin, ama insanları zorlamayın. Mutlak doğru olduğunu varsayarak insanları sizin kullanılması gerektiğini düşündüğünüz sözcükleri kullanmaya zorlamayın.

Yabancı bir sözcük kullanıldığında, biliyorsam bile anlamını "Anlayamadım?" derdim. Türkçesini kullanmalarını isterdim. Şimdi çok komik geliyor bu davranışım. Ama ben küçükken, Merkez Bankası'nın neden dolar basıp dış borçlarımızı ödemediğini de merak ederdim. İnsan büyüdükçe, düşündükçe ve okudukça anlıyor demek ki.

Her türlü fikir hareketini destekliyorum, ama bu fikir hareketi değerlerini zorla benimsetmeyi içermiyorsa.

*türenti, diye öneriyor TDK.




Seni zorlamak istemem ama sokaktaki adamla anlaşamazsın bu kelimeyle. Ayrıca, ben senin ortaya konuştuğunu düşünüyor, üstüme alınmıyorum bu sıfatı. :)


Fabrika işçisinin kanına bakma eğiliminde olan kim ise, ona çullanalım; her nerede yaşanıyor ve yaşatılıyorsa. ;)

Sen de çok iyi biliyorsun ki, bu kana bakmacılık, saf ırk yapma çalışmaları önce bir ülkeyi, sonra bir dili rezil etti. Ülke Almanya, dil ise Türkçe. Almanya konumuzun dışında olduğundan, Türkçeye değinelim:

Her fırsatta söylüyorum, dilim tüylendi. Kelime-sözcük, imkan-olanak, yanıt-cevap ve dahi birçok ikilem, bizi zaten hedeften saptırır. Bu tartışmayı başlatan babıali, zaten başka şeyler konuşmayalım diye bizi gaza getirenler değil mi? İçimizde kötü niyetli kimse yok, o yüzden tartışmanın esas eksenine dönebiliriz. :)


Üsluba karışmayın, bırakın herkes dilediği gibi konuşsun diyen bir kimsenin, başka birinin konuyu ele alışına kızması nedendir acaba? Çok haklısın aslında, eğer bilim yapılacaksa ulusculuk, milleytçilik, uzak durulması gereken kavramlar. Ama bir kere de küreselciler hakkında konuşalım. Oktay Hoca'nın çığlığı kakafoni, küresel bombardıman ise Senfoni...

O mu, yoksa bu mu değil derdim. Anlattıklarına bir bakalım, ne diyor?

Dil, onu kullananın namusudur diyor. Yanlış mıdır? Ne kadar evrensel baktığını da, çeşitli uluslardan örnekler vererek açıklıyor.

Zorlamayı kim yapıyor? Ben sana anlatayım kimin yaptığını. :)

Milli Eğitim yapıyor: Hazırlık okuyacaksın, anaokulunda İngilizce öğreneceksin diyor.

YÖK yapıyor: Anadilde eğitim vermiyor. Evet Türkçe eğitim, Türkiye'de verilmiyor.

Yönlendiriciler yapıyor: İngilizce'ye hakim, Türkçe'den yoksun, yamanma telaşı içinde, özgüveni olmayan; veya çeşitli emeller doğrultusunda hareket eden basın-yayım.

Şurada; evrenkent de güzel değil mi dedik, gardiyan olduk. Tam da 1938'de kırılan kalemimizin hesabını soracak birini beklemekteyken...

Liyakat : Özgürlük güzeldir, ama anlamsızdır. Anlamsızlık, kelimenin nesebinden değil, anlayamayan zihnin tasavvurundan ileri gelir.