Tam Sürüm Bilgini Göster : Ortaçağda İngilizler ve deyimlerin kökü


BBTÜRKAY
8th September 2007, 01:09
Bir dahaki sefer ellerinizi yıkarken suyun sıcaklığı tam istediğiniz gibi değilse eskiden Ingiltere'de bu işlerin nasıl yapıldığını düşünün. 1500'lerde Ingiltere'de işler şöyle yapiliyordu:
Insanların çoğu Haziran'da evleniyordu.Çünkü senelik banyolarını Mayıs ayında yapıyorlar, Haziran'da hala çok kötü kokmuyorlardı. Ama yine de kokmaya başladıkları için gelinler vücutlarından çıkan kokuyu bastırmak amacıyla ellerinde bir buket çiçek taşıyordu. Banyolar içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçıdan meydana geliyordu. Evin erkeği temiz suyla yıkanma imtiyazına sahipti. Ondan sonra oğulları ve diğer erkekler, daha sonra kadınlar, sonra çocuklar ve en son olarakta bebekler aynı suda yıkanıyordu. Bu esnada su o kadar kirli hale geliyordu ki içinde gerçekten bir şeyleri kaybetmek mümkündü. Ingilizce'deki "banyo suyuyla birlikte bebeği de atmayın" (Don't throw the baby out with the bath water) deyimi buradan gelmektedir.

Evlerin çatıları üst üste yığılmış kamıştan yapılıyor, kamışların altında tahta bulunuyordu. Burası hayvanların ısınabilecekle ri tek yer olduğu için bütün kediler, köpekler ve diğer küçük hayvanlar (fareler, böcekler) çatıda yaşıyordu. Yağmur yağdığı zaman çatı kayganlaşıyor ve bazen hayvanlar kayarak çatıdan aşağı düşüyordu. Ingilizce'deki "kedi-köpek yağıyor" (It's raining cats and dogs) deyimi buradan gelmektedir.

Yukarıdan evin içine düşen şeyleri engelleyecek hiçbir şey yoktu. Böceklerin ve buna benzer nesnelerin yatakların içine düşmesi büyük bir sıkıntı oluşturuyordu. Etrafında yüksek direkler ve üstünde örtü bulunan Ingiliz usulü yataklar buradan gelmektedir.
Zemin topraktı. Sadece zenginlerin zemini topraktan başka bir şeyden yapılmıştı. Toprak kadar fakir (dirt poor) tabiri buradan çıkmıştır. Zenginlerin ahşaptan yapılmış zeminleri vardı. Bunlar kışın ıslandığı zaman kayganlaşıyord u. Bunu önlemek için yere saman (thresh) seriyorlardı. Kış boyunca saman sermeye devam ediliyordu. Bir zaman geliyordu ki kapı açılınca saman dışarıya taşıyordu. Buna mani olmak üzere kapının altına bir tahta parçası konuyordu ki bunun adı "thresh hold" (saman tutan; Türkçesi "eşik") idi.

Yemek pişirme işlemi her zaman ateşin üzerine asılı durumdaki büyük bir kazanın içinde yapılıyordu. Her gün ateş yakılıyor ve kazana birşeyler ilave ediliyordu. Çoğu zaman sebze yeniyor, et pek bulunmuyordu. Akşam yahni yenirse artıklar kazanda bırakılıyor, gece boyunca soğuyan yemek ertesi gün tekrar ısıtılarak yenmeye devam ediliyordu. Bazen bu yahni çok uzun süre kazanda kalıyordu. "Bezelye lapası sıcak, bezelye lapası soğuk, kazandaki bezelye lapası dokuz günlük" (peas porridge hot, peas porridge cold, peas porridge in the pot nine days old) tekerlemesinin menşei budur.

Bazen domuz eti buluyorlar o zaman çok seviniyorlardi . Eve ziyaretçi gelirse domuz etlerini asarak onlara gösteriş yapıyorlardı. Birisinin eve domuz eti getirmesi zenginlik işaretiydi. Bu etten küçük bir parça keserek misafirleriyle oturup paylaşıyorlard ı. Buna "yağ çiğnemek" (chew the fat) adı veriliyordu.

Parası olanlar kalay-kursun alaşımından yapılmış tabaklar alabiliyordu. Asidi yüksek olan yiyecekler kurşunu çözerek yemeğe karışmasına sebep oluyor, böylece gıda zehirlenmeleri ne ve ölüme yol açıyordu. Domatesler buna sık sık sebep olduğu için bunda sonraki yaklaşık 400 yıl boyunca domateslerin zehirli olduğu düşünülmüştü. Çoğu insanın kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabakları yoktu. Onun yerine tahta tabaklar kullanıyorlard ı. Çoğu zaman bu tabaklar bayat ekmekten yapılıyordu. Ekmekler o kadar bayat ve sertti ki uzun zaman kullanılabiliy ordu. Bunlar hiçbir zaman yıkanmadığı için içinde kurtlar ve küfler oluşuyordu. Kurtlu ve küflü tabaklardan yemek yiyen insanların ağızlarında "tabak ağzı" (trench mouth) denen hastalık ortaya çıkıyordu.

Ekmek itibara göre bölüşülüyordu. Işçiler yanık olan alt kabuğu, aile orta kısmı, misafirler de üst kabuğu alırdı.
Bira ve viski içmek için kurşun kadehler kullanılıyordu . Bu bileşim insanları bazen birkaç gün şuursuz vaziyette tutabiliyordu. Yoldan geçen insanlar bunların öldüğünü sanıp defnetmek için hazırlık yapıyordu. Bunlar birkaç gün süreyle mutfak masasının üstüne yatırılıyor¸ aile etrafına toplanıp yiyip-içerek uyanıp uyanmayacağına bakıyordu. Buna "uyanma" nöbeti deniyordu.
Ingiltere eski ve küçük bir yerdi, insanlar ölülerini gömecek yer bulamamaya başlamıştı. Bunun için mezarları kazıp tabutları çıkarıyor, kemikleri bir "kemik evi"ne götürüyor ve mezarı yeniden kullanıyorlard ı. Tabutlar açıldığında her 25 tabutun birinde iç tarafta kazıntı izleri olduğu görülürdü. Böylece insanların diri diri gömüldüğü ortaya çıktı. Buna çözüm olarak cesetlerin bileklerine bir ip bağlayıp bu ipi tabuttan dışarıya taşıyarak bir çana bağladılar. Bir kişi bütün gece boyu mezarlıkta oturup zili dinlerdi. Buna mezarlık nöbeti "graveyard shift") denirdi. Bazıları zil sayesinde kurtulur ("saved by the bell") bazıları da "ölü zilci" (dead ringer) olurdu.

BBTÜRKAY
8th September 2007, 01:10
İşte bu insanlar azmetmişler ve şu veya bu şekilde üzerinde güneş batmayan bir imparatorluk kurmuşlar...

dilekdemir89
8th September 2007, 01:34
Bir dahaki sefer ellerinizi yıkarken suyun sıcaklığı tam istediğiniz gibi değilse eskiden Ingiltere'de bu işlerin nasıl yapıldığını düşünün. 1500'lerde Ingiltere'de işler şöyle yapiliyordu:
Insanların çoğu Haziran'da evleniyordu.Çünkü senelik banyolarını Mayıs ayında yapıyorlar, Haziran'da hala çok kötü kokmuyorlardı. Ama yine de kokmaya başladıkları için gelinler vücutlarından çıkan kokuyu bastırmak amacıyla ellerinde bir buket çiçek taşıyordu. Banyolar içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçıdan meydana geliyordu. Evin erkeği temiz suyla yıkanma imtiyazına sahipti. Ondan sonra oğulları ve diğer erkekler, daha sonra kadınlar, sonra çocuklar ve en son olarakta bebekler aynı suda yıkanıyordu. Bu esnada su o kadar kirli hale geliyordu ki içinde gerçekten bir şeyleri kaybetmek mümkündü. Ingilizce'deki "banyo suyuyla birlikte bebeği de atmayın" (Don't throw the baby out with the bath water) deyimi buradan gelmektedir.


Kadının adı yok.. Niye sanki öncelik hep erkeklerdedir neden kadınlar itiraz etmezler hep boyun eğerler..

hotstepper
8th September 2007, 01:41
bildiğim kadarıyla geniş yuvarlak şapkaların kullanımı da bu dönemde korunma amaçlı başlamış. çünkü insanlar lazımlıklarını rastgele pencereden dökermiş.

dilekdemir89
8th September 2007, 01:44
Bunların suyu yok muymuş neden o kadar az banyo yaparlarmış

dilekdemir89
8th September 2007, 01:47
Bir dahaki sefer ellerinizi yıkarken suyun sıcaklığı tam istediğiniz gibi değilse eskiden Ingiltere'de bu işlerin nasıl yapıldığını düşünün. 1500'lerde Ingiltere'de işler şöyle yapiliyordu:

Parası olanlar kalay-kursun alaşımından yapılmış tabaklar alabiliyordu. Asidi yüksek olan yiyecekler kurşunu çözerek yemeğe karışmasına sebep oluyor, böylece gıda zehirlenmeleri ne ve ölüme yol açıyordu. Domatesler buna sık sık sebep olduğu için bunda sonraki yaklaşık 400 yıl boyunca domateslerin zehirli olduğu düşünülmüştü. Çoğu insanın kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabakları yoktu. Onun yerine tahta tabaklar kullanıyorlard ı. Çoğu zaman bu tabaklar bayat ekmekten yapılıyordu. Ekmekler o kadar bayat ve sertti ki uzun zaman kullanılabiliy ordu. Bunlar hiçbir zaman yıkanmadığı için içinde kurtlar ve küfler oluşuyordu. Kurtlu ve küflü tabaklardan yemek yiyen insanların ağızlarında "tabak ağzı" (trench mouth) denen hastalık ortaya çıkıyordu.

1900 lere kadar ingilizler domatese zehirli gözüyle mi bakıyolardı yani :eek: Hoş benim aram hala iyi değildir kendisiyle de :)

fearless
8th September 2007, 09:33
Diyecek söz bulamıyorum tamam biraz bir şeyler biliyordum ama bu kadarını da beklemiyordum...:(:icon_tdown:Paylaşım için teşekkürler hocam...:)

Ekin
8th September 2007, 09:57
İşte bu insanlar azmetmişler ve şu veya bu şekilde üzerinde güneş batmayan bir imparatorluk kurmuşlar...
"The sun would never set on the British Empire because God would never trust the English in the dark." George Galloway

:D

Hubub
8th September 2007, 11:26
paylaşım için teşekkürler daha buna benzer pek çok ilginç örnekler var ama aklıma gelmiyo şimdi :(

DivingDeep
8th September 2007, 13:39
gerçekten ilginç...böyle cahiliye döneminden hızlı geçiş yapıp hakimiyet dönemine geçmişler.bizim de atalarımızın yaptığı bilimsel çalışmaları ve yaptıkları araştırılıyor günümüz insanı tarafından bu da ilginç.

arnawut
8th September 2007, 14:24
gerçekten farklılığınızı ortaya koyuyorsunuz. çok teşekkürler hocam yazdıklarınız için. özellikle "it's raining cats and dogs" u çok merka ediyordum açıkçası.
yazdıklarınızı görünce DOĞU toplumunun o zamanki zenginliğini daha iyi anladım...
boşa dememişler...
;)UNUTMA IŞIK DOĞUDAN YÜKSELİR...

BBTÜRKAY
8th September 2007, 14:47
Cahiliye döneminden Hakimiyet dönemine geçiş:
Tam anlamıyla bu aslında.
Cahiliye döneminden Medeniyete geçiş değil Hakimiyete geçiş:rolleyes:;)

mihricany
5th October 2007, 00:57
Bunların bi kısmını History of British Civilisation dersinde hocamız anlatmıştı hatta bi de topuklu ayakkabının bulunuşu filan da vardı. Ben şunu merak ediyorum acaba kendi tarihlerini anlatırken ya da ne bilim bu deyimleri incelerken doğruları anlatıyorlar mı ya da cidden bunlar doğru mu?

Emilahh
5th October 2007, 18:08
aklıma Sadullah Paşa nın yazmış olduğu bi manzume geldi.Okulda yeni gördük ordan hatırlıyorum.Diyordu ki ;

Megarip oldu diriga metali'-i irfan
Ne kaldı şöhret-i Rum u Arab ne Mısr u Herat

( Ne yazık ki ilim ve irfanın doğduğu yer artık Batı ülkeleri oldu.Ne ANADOLU ve Arabistan'ın şöhreti kaldı ne de Mısır ve Herat'ın.)