Tam Sürüm Bilgini Göster : Herkes öğretmen olamaz


SeyfiHoca
9th August 2007, 11:37
İkbal Gürpınar / Bugün
Herkes öğretmen olamaz

İkbal'le Küçük Mutluluklar Programı'na konuk olan sevgili Gaye, Ordu'da bir anaokulu öğretmeninin, çocukları sıraya dizerken dayak attığını gördüğünü söyledi.

Tüylerim diken diken oldu. Düşünsenize, o çocuklar okulu nasıl sevecek, nasıl başarıya koşacaklar? Eminim her gün okula gitmemek için bir sürü bahane uyduracaklar. Baş ağrısı, karın ağrısı hikayelerini hemen hemen tüm anneler bilir. Öğretmenlik ülkemizde hafife mi alınıyor yoksa? Hiçbir yeri kazanamazsam öğretmen olurum fikri hâlâ var mı insanlarda? Severek, coşkuyla, özveriyle yapılması gereken mesleklerin başında gelen öğretmenlik ne yazık ki kendini bilmez insanlar tarafından yapılıyor son günlerde. Mesleğine aşık olan sevgili öğretmenlerimizi tenzih ediyorum. Ama hak verirsiniz ki daha anaokulundayken çocukları döven öğretmenlerden hayır gelmez.

Bu dayak olayı beni yıllar öncesine götürdü. Gerçi dayakla alakası yok ama öğrenci okuldan, dersten nasıl soğutulur buna bir örnek olsun diye yazmak istiyorum. Oğlum Alper matematiği çok seven, kafasından çift haneli rakamları çarpan bir öğrenciydi. O yıl yeni bir uygulama başlattılar. 3. sınıftan itibaren sınıf öğretmeni yerine branş hocaları derslere girmeye başladı. Oğlumun biricik öğretmeni Yücel hanımı 3. sınıftan alıp, birinci sınıf öğretmenliğine verdiklerinden matematik derslerine Yüksel isimli bir bayan girmeye başladı. Oğlum bu hanımdan sonra ne hikmetse matematikten soğuyuverdi. Ve veli toplantısının günü gelip çattı. Merakla öğretmenin söyleyeceklerini bekliyordum. Oğlumun adı okunur okunmaz ayağa kalktım. Öğretmen konuşmaya başladı. Sizin oğlunuz şöyle tembel, böyle tembel diye. Tabi o sırada keşke yer yarılsaydı da yerin dibine geçseydim diye geçirdim içimden. Herkesin içinde hakaretler yağdıran öğretmene elbet benim de bir cevabım olacaktı. Ağzından köpükler çıkararak yanıma gelen Yüksel hanıma dedim ki "Oğlumun neden matematikten birdenbire soğuduğunu şimdi anlıyorum. İnanın sizden ben bile korktum." Bize hayatı öğretecek insanların, sözün nerede, nasıl söyleneceğini bilmesi ve en önemlisi sevgi dolu olmaları gerekmez mi? Soruyorum size.

Aksun
9th August 2007, 11:42
Hocam 6 yaşında bir kızım var. Seneye okula başlayacak ve ben yukarıda bahsedilen tarzda bir öğretmene düşmesinden çok korkuyorum. Umut ediyorum ki öyle olmaz.

Metal
9th August 2007, 11:52
Hocam 6 yaşında bir kızım var. Seneye okula başlayacak ve ben yukarıda bahsedilen tarzda bir öğretmene düşmesinden çok korkuyorum. Umut ediyorum ki öyle olmaz.

İlköğretim okullarında dayak kaldımı hala:confused: ? Ankara'da okul tercihini çok iyi yapmalısınız, karar verdiniz mi?:)

Aksun
9th August 2007, 12:01
Aslında tam karar vermedik ama sanırım fedakarlık yapıp özel okula göndereceğiz. Eğer gücümüz yetmezse iyi bir devlet okulu olabilir.

DarkMessiah
9th August 2007, 12:06
Ben öğretmen olamam diyenlerdenim. Çünkü öğretmek, çocukları sevmek gibi bir vasfım yok. O sebeple mütercim-tercümanlığı en uygun olarak düşünüyorum.
"Işi ehli olan kişiler yapsın." dan gönlüm yâna.

BarisBasci
9th August 2007, 12:24
Aslında tam karar vermedik ama sanırım fedakarlık yapıp özel okula göndereceğiz. Eğer gücümüz yetmezse iyi bir devlet okulu olabilir.

Aksun cevabım size değil
bu görüşe
biliyorsunuz ve biliyoruz ki eğitim artık
bu korkularla yaklaşılan bir kavram oldu
okullarımız ne yazık ki birçok öğretmen olmayıpta öğretmen yapılmış kişilerle doldu ve hala dolmakta ve doldurulmakta istisnalar artık kötü için değil iyi için gösterilmekte ne yazık ki
eğitim millileştirilmektense özelleştirilmekte
bu düşüncelere katılmayabilirsiniz fakat
veli olarak kaçmaktansa uğraşmak gerekmez mi
okullar artık cafelerden farksız hale gelmişken
niye görmezlikten gelelim yada görsek bile umursamayalım
nesil bizim değil mi

Metal
9th August 2007, 12:28
İlköğretim okullarında dayak kaldımı hala:confused: ? Ankara'da okul tercihini çok iyi yapmalısınız, karar verdiniz mi?:)

Bu arada ilkokula başladığımın 2. gününde yediğim tokat, beni üniversiteyi bitirene kadar etki altında bıraktı ve bu öğretmen yıllar sonra Adana'da özel okul açarak köşeyi döndü.... sağ olsun var olsun:mad:

chasmere
9th August 2007, 12:42
Bu arada ilkokula başladığımın 2. gününde yediğim tokat, beni üniversiteyi bitirene kadar etki altında bıraktı ve bu öğretmen yıllar sonra Adana'da özel okul açarak köşeyi döndü.... sağ olsun var olsun

:corkysm44: off offf ! :cry: herşey bu kadar basit olmamalı !

SibelAKBULUT
9th August 2007, 13:29
Hiçbir yeri kazanamazsam öğretmen olurum fikri hâlâ var mı insanlarda?

Malesef var hocam... Ben yapamam öğretmenliği korkusuyla eğitim fakültesi yazmamak için çabalarken, birkaç kişi "amaan sende, atacağım iki tokat, üç beş bağırma elimde de bir örgü ile bir yılı bitiririm" deyip de öğretmenlik yazan, ve bu öğretmenliği liseden itaberen meslek olarak kabullenen insanlar vardı (Genelleme yapmıyorum, kimse alınmasın).


Eğitimde ödülün var olduğu kadar ceza da olmalı, ama bu ceza asla kişiye maddi ya da manevi zarar vermemeli...

LEE 20
9th August 2007, 13:33
Mesleğim öğretmenlik olursa, en iyi şekilde yapacağım, bu gibi insanlara da yazıklar olsun diyorum, ülkemizde neler var..

Piovere
9th August 2007, 14:30
Hep iyi öğretmenlerim oldu; özellikle İngilizce öğretmenlerim.Okul/sınıf ortamımız hep iyiydi.Öğretmen olmaktan korkuyorum açıkçası; o öğretmenlerim kadar iyi olamazsam, öğrencilere büyük haksızlık olur.İşini gerçekten çok iyi yapan öğretmenler de var, mesleğine aşık; tabii laf olsun diye seçenler de.

Ruthless
9th August 2007, 14:36
Bırakın ilkokulu lisede bile dayak var.Öğrenciyi öğretmen dayakla terbiye ediyor ve de o kişi bu forumda dolaşıyor.Söylemeye bile utanıyorum ama maalesef birde ANADOLU ÖĞRETMEN LİSESİ.Lütfen üzerinize alınmayın.Saygısızlık yapmak istemem ama O kendini biliyor :rotz::rotz::rotz:

LEE 20
9th August 2007, 21:32
Bırakın ilkokulu lisede bile dayak var.Öğrenciyi öğretmen dayakla terbiye ediyor ve de o kişi bu forumda dolaşıyor.Söylemeye bile utanıyorum ama maalesef birde ANADOLU ÖĞRETMEN LİSESİ.Lütfen üzerinize alınmayın.Saygısızlık yapmak istemem ama O kendini biliyor :rotz::rotz::rotz:

Bazı öğrencilerin de nasıl olduğunu biliyoruz, bence burası bu tartışmaların yeri değil :)

Okullarda disiplin güzel bir dille sağlanmalı, ne öğrenciye ne de öğretmene hak veriyorum..

Ruthless
9th August 2007, 21:36
Haklısınız aslında bazı öğrenciler "öğrenci(!)" değil . Ama bilmiyorum , biz babadan böyle görmedik.Her ne olursa olsun "dayağa hayır ! " diyorum..

LEE 20
9th August 2007, 21:39
Haklısınız aslında bazı öğrenciler "öğrenci(!)" değil . Ama bilmiyorum , biz babadan böyle görmedik.Her ne olursa olsun "dayağa hayır ! " diyorum..

Bu konuda elbette 'kesinlikle' sana katılıyorum :icon_tup:

Saadet Çadır
9th August 2007, 21:44
Aksun cevabım size değil
bu görüşe
biliyorsunuz ve biliyoruz ki eğitim artık
bu korkularla yaklaşılan bir kavram oldu
okullarımız ne yazık ki birçok öğretmen olmayıpta öğretmen yapılmış kişilerle doldu ve hala dolmakta ve doldurulmakta istisnalar artık kötü için değil iyi için gösterilmekte ne yazık ki
eğitim millileştirilmektense özelleştirilmekte
bu düşüncelere katılmayabilirsiniz fakat
veli olarak kaçmaktansa uğraşmak gerekmez mi
okullar artık cafelerden farksız hale gelmişken
niye görmezlikten gelelim yada görsek bile umursamayalım
nesil bizim değil mi

Çok güzel yazmışsınız ancak küçük bir çocuğu kendini bilmezler, yapması gerekenleri yapmıyorlar diye harcayamazsınız da:))

MehmetMamger
9th August 2007, 21:51
Bırakın ilkokulu lisede bile dayak var.Öğrenciyi öğretmen dayakla terbiye ediyor ve de o kişi bu forumda dolaşıyor.Söylemeye bile utanıyorum ama maalesef birde ANADOLU ÖĞRETMEN LİSESİ.Lütfen üzerinize alınmayın.Saygısızlık yapmak istemem ama O kendini biliyor :rotz::rotz::rotz:
Ruthless, bu sözlerinizle aynı anda pek çok hocamızı itham altında bıraktınız. Ve inanın hiç de şık olmadı. Bu durumda yönetimin bir parçası iken elimi kolumu bağladınız. "Açıkla" diye üstünüze mi gideyim, mesajı hiç yazmamışsınız gibi yoluma mı?

Ruthless
9th August 2007, 22:00
Ruthless, bu sözlerinizle aynı anda pek çok hocamızı itham altında bıraktınız. Ve inanın hiç de şık olmadı. Bu durumda yönetimin bir parçası iken elimi kolumu bağladın. "Açıkla" diye üstüne mi gideyim, mesajı hiç yazmamışsın gibi yoluma mı gideyim?


Bilmiyorum Hocam.Biraz şık olmadı haklısınız ama biz öğrenciler olarak ne çektiğimizi bilemezsiniz siz.Kimseye şikayet de edemedik,edemiyoruz.Belki de - hiç sevmediğim bir davranış olmasına karşın - taşın arkasından taşlıyorum , belki de yaz tatilinde birşey yapamayacağı için(sonunu düşünmüyorum bile ) ama dediğim gibi halimizi bir biz bir de Allah bilir.Sözümü de genelden uzaklaştırmak için "Öğretmen Lisesi" ifadesini kullandım.Kusuruma Bakmayın Hocam :(

Angie06
9th August 2007, 22:02
Ne yazık ki hocam evet halen böyle öğretmenler var...Öğretmenim diyoruz öğretmekten geliyor adı ama böyle öğretmenler ufacık bedenlere dayağımı öğretecek...Sonrası malûm kavgacı bir toplum oluyoruz en ufak yerde adam vuruyoruz...Eğitim bu olmamalı...

İlköğretime giderken İngilizce dersimize branş dışı öğretmenler gelirdi.İngilizceyi sevmezdim.Lisede sevdim açıkçası ve yine o zamanlarda başka bir dersimize giren öğretmenimiz lgs için "Uzun olan şık doğrudur onu işaretleyin dedi." Eğitimin kalitesi düşüyor galiba ve şu görüş hükmünü sürüyor sen bayansın sana en iyi yakışacak meslek öğretmenliktir.Ama her bayan ne yazık ki öğretmen olamaz hep bunu unutuyorlar....

Efe Cevher
9th August 2007, 22:02
Bırakın ilkokulu lisede bile dayak var.Öğrenciyi öğretmen dayakla terbiye ediyor ve de o kişi bu forumda dolaşıyor.Söylemeye bile utanıyorum ama maalesef birde ANADOLU ÖĞRETMEN LİSESİ.Lütfen üzerinize alınmayın.Saygısızlık yapmak istemem ama O kendini biliyor :rotz::rotz::rotz:

Ailemden 13 yaşında ayrılıp Ankara'da liseyi yatılı okudum. Daha okulun ikinci gününde zamanın müdürü 'yaba' beyden tokat silsilesi yemiştim sebep yemekhaneden yarım parça ekmek çıkartmamdı, meğer yasakmış. Bu okulda zaman bitmez demiştim ama zaman sandığımızdan hızlı geçti ve dünün öğrencileri bugünün yöneticileri, öğretmenleri, mühendisleri, doktorları vs. oldu ve ne yazıkki görünen o ki kendilerine yapılan ayıpları tekrarlayanlarda bir hayli fazla olmuş.

Ruthless olayınız beni üzdü ve diğer arkadaşlarımla birlikte töhmet altında bıraktı. Ancak açıkla baskısı doğru olmaz kanaatindeyim.

actually
9th August 2007, 22:09
Aaahh aaahhh... Öğretmenlik mesleği o kadar incitildi ki bu mesleği yapanlarca... Ne diyeyim, bir an bu konuyu okuyunca aklıma geçen yıl edebiyat öğretmenimin hayatımda duymadığım hakaretleri bana ettiği, savcılığa verdikten sonra da geri almam için neredeyse ayaklarıma kapandığı geldi... Bir öğretmenim var, abimden öte, canım abicim, Murat Hocam onun bir makalesi var onu sizlerle paylaşmak isterim aşağıda. Lütfen okuyun, bu onun bir zamanlar çok kızdığı bazı meslektaşlarına hitaben yazılmış ve kendi internet sayfasında yayınlanmıştı.

...

Değerli site ziyaretçileri, bundan bir yıl kadar önce bir yazı yayınlamıştık sayfamızda. O günler bizim derdimiz eğitmi ticaretle fazlasıyla karıştırıp, bırakın eğitimciliği daha insan olabilme yolunda bile yaya kalmış olan, niçin böyle davrandıklarını bir türlü anlayamadığımız insanlarlaydı. Bir süredir heyecanla beklenen "GÖK GÜRLÜYOR" yazı dizimizin ilk kısmı olarak bu yazıyı koymaya karar verdik.

Eski bir yazıyı yeniden yayınlamayı istememizin nedeni çok önemli değil. Önemli olan şimdilerde gözlemlediğimiz bazı olayların ardından bu yazıda bir zamanlar muhatap aldığımız makamlara karşı haksızlık ettiğimizin farkına varmamızdır. Meğer ne kadar hatalıymışız... Sözümüz onlara ya da başkalarına değil efendim. Sözümüz iç dünyalarındaki kirin pasın yüzlerine yansıyan o tuhaf varlıklara. Onlar kim mi? ‘Herkes kendini en iyi bilendir’ demekle yetineceğiz. Çünkü “onlar” yazıda anlatılan özellikleri taşıyan herhangi birisi olabilir. Biz bile olabiliriz eğer anlatılan özellikler hayatımızın ileriki safhalarında bizi de karartacaksa. O kiri çamuru üzerinde taşımayanların alınmasına gerek yok. Ancak “bu ve benzeri yazılarla bize saldırıyorsunuz” diye celallenenler varsa, işte onlara söylenecek bir çift sözümüz olacak:

EĞER SİZ O ÖZELLİKLERİ TAŞIYORSANIZ YAZIKLAR OLSUN SİZE!!! YOK TAŞIMADIĞINIZI DÜŞÜNÜYORSANIZ NİÇİN ÜSTÜNÜZE ALINIYORSUNUZ? YOKSA HERKESTEN SAKLADIĞINIZ GERÇEK YÜZÜNÜZÜ GÖSTERENLERE Mİ BU HINCINIZ, ÖFKENİZ?

Bu nedenle yazımızın yayınlanmasının hemen ardından kim ne tepki gösterecek izleyin. Eğer bazıları ortaya çıkıp saldırganlaşıyorsa, birilerine sardırıp tehditler savuruyorsa bilin ki burada anlatılanların ta kendisidir onlar. Yok üstüne alınmıyorlarsa, biz böyle biri değiliz diyebilme huzurundalarsa biz onlardan peşinen özür dileyelim bu önsözde.

Gelelim bizim cepheye... Biz sözümüzü tuttuk; ve şu ana kadar dilimize ve kalemimize sahip olduk; dedikodu yapmadık; birilerine senaryolar uydurup iftiralar atmadık. Ki zaten bizim yapımıza aykırıydı bu tür davranışlar. Ancak beklediğimiz gibi şeytana pabucunu ters giydirmeyi hedefleyen bir zihniyet, kutsallarımızı ağzına alarak ve hatta kitaplara eller basarak, yeminler ederek insanların onuru, namusu ve şerefiyle oynamaya teşebbüs ediyor; insan varlığını rencide edici sözlerle ve tehditlerle kendi korkularını dışa yansıtmanın yeni bir yolunu bulup, o yolda şuursuzca saldırıyor. Bunca şey oluyor da biz bunları çok mu önemsiyoruz? Hayır!!! Ciddiye bile almıyoruz, çünkü herkesin kendi derdine düşeceği o yeniden uyanış meydanında kurulacak mahkemede kimin ne halde olacağını en azından bu olayların içeriğinden dolayı biliyoruz, ve vicdanımız rahat. Sadece bir insanın kutsallarına dil uzatıldığında, o ne olduğunu tanımlayamadığımız varlıkların sevyesine inmeden cevap vermeyi bir görev bildik. Üzüldüğümüz bir diğer şey ise onca kire - pasa - irine rağmen, her ferdi bir diğerine çekiştirecek hainlikte bir dünyayı soluduğunu bilmelerine rağmen, hala onları dinleyen ve o yaydıkları kokudan rahatsızlık duymayan masum insanların düştükleri durum. Neden mi? Çünkü dedikodu yapmak ve bu dedikoduları dinlemek ateş ise, iftira atmak ve bunlara ses çıkarmadan dinlemek te ateşten gömlekten beterdir. Unutmayın ki ilahi sözler şunu öğütler inananlara: “siz bir insan hakkında attığınız ve yaydığınız iftirayı bizzat yaşamadan son nefesinizi vermeyeceksiniz”.

Neyse efendim. Şu ana kadarki yazılanlardan anlaşıldığı üzere soğukkanlı ama zehir zemberek haller var atmosferde dolanan. Sözümüz meclisten dışarı falan değil; aksine tam adresine ileteceğiz bu kez mektubumuzu. Diyoruz ki: "yeter bu zulüm ve dedikodu... Ya sözünüzün eri olun, mert olun, beceremeseniz de insan rolü yapın ve saçma senaryolarınızı anlatarak hayal ürünlerinizi paylaşacak ortaklar aramaktan ve kendinizi tatmin etmekten vazgeçin; ya da sizin gerçekte kendinizden bile saklamaya çalıştığınız yüzünüz ve dünyanız seriliverir beklenmedik bir anda ortalığa!!! Hırsın ve kibirin kazandıracağı tek şey alev sermayesidir...

Merak etmeyin bizim sözümüz sahiplerine, size değil dostlar. Sizlere de değil serzenişimiz yıllarını öğrencilerine ve vatanının insanlarının eğitimine adamış gönül dostları. Sizleri bu radikal yazıyla üzdüğümüz için de affınıza sığınıyoruz. Sözün sahipleri kendine ne düşerse alacaktır elbet buradan. Satır arası okuma mantığı da yok burada belirtelim. Biz artık sıkıldık birilerinin beş kuruş fazla kazanalım mantığıyla - eğitimcilik adıyla – oynadıkları oyunlardan. En büyük üzüntümüz bizim her zaman “üstat” diye sevip saydığımız makamların da aslında üstat falan olmadıklarını, basit birer oyuncak olduklarını görmemizdir. Haksız yere can yakan birinden ne üstat ne de insan olamaz zaten. Uzakdoğulular derler ki:

"EĞER BİR KİŞİ BİR SANATTA USTALIĞA ERMİŞ, ve ''ÜSTAT'' PAYESİ ALMIŞSA, BU ONUN TÜM HAREKETLERİNE YANSIMALIDIR. YANSIMIYORSA USTA OLAMAMIŞTIR. VE BAŞKALARININ ÇIKARMIŞ OLDUĞU O YÜKSEK YERDEN DE FENA ŞEKİLDE YERE DÜŞER."

Dedik ya, biz sözümüzü tuttuk bunca zaman. Fakat birileri hırslarına ve hasetlerine yenik düşüp tutamadılar...

Ama artık madem ki savaş naraları atan korkak ruhlar var etrafta, bizim de uzun zaman önce toprak altına gömdüğümüz savaş baltasını çıkarma zamanımız gelmiştir. Yerinde durup, kendi işine konsantre olan insanlarla uğraşma ayıbını gösteren ve oraya buraya salyalar tüküren bir zihniyete cevabımız ağır olacak, ama - bu kez de son kez olmak kaydıyla - bize yakışan şekilde üslübuyla olacak... Biz onların o yeraltı tarzlarıyla birilerine hakaret etmeyeceğiz, dedikodu ya da iftiraya asla başvurmayacağız; dimdik duracağız karşılarında ve korkularıyla yüzleştireceğiz onları. Onların gözlerinin önüne gerçekleri gösteren aynalar koyacağız. Korkup gözlerini kapatsalar, yüreklerinin herşeyi göreceği aynalar koyacağız hem de... Vicdanlarını bir konserve kutusu misali bağlayacağız bellerine ve kaçtıkça çıkan sesten uzaklaşmak için nefes nefese kalıp durduklarında görecekler ki vicdanları oracıkta, aynen kendileri gibi nefes nefese...

Şunu da küçük bir not olarak söylemek istiyoruz ki biz birilerinin beklediği gibi genç zihinlere A ya da B şahıslarını hiç anlatmadık, kötülemedik, yapmayız da!!! Endişe etmeyin lütfen, çünkü bizim gayemiz o masum kalpler üzerinden para kazanmak olmadı. Bu durumu Aristophanes'in "The Clouds" isimli büyük eserinde tarif ettiği ve satire ettiği Sokrat karakterinin (oyundaki karakterle gerçekteki karakterin özellikler açısından hiçbir benzerliği olmamasına rağmen) oyunun sahnelendmesinden 25 yıl sonra Atina halkı karşısında "suçsuz yere iftiralarla suçlanması" olayına benzetmeden edemeyeceğim. Ve aynı asılsız suçlamalarla "gençlerin beynini yıkıyor ve yoldan çıkarıyor" diye ölüme mahkum edilen gerçek Sokrat'ın kendi savunmasında sarfettiği sözler çok manalıdır. [Bu eseri ve çok güzel bir yorumu okumak isteyenler için ve durumun benzerliğini görebilmeniz için sayfamızda Kütüphane kısmında İngilizce olarak yayınladık.]

Sonunda kalemimiz bile dayanamaz oldu meselenin vehametine ve daha fazla yazmak istemiyor. Sizi geçen yılki yazımızla başbaşa bırakıyoruz (Not: Yazımıza hiç dokunmadan, olduğu gibi yayınlıyorduk ancak bir iki rütuş yapmışız farkında olmadan :) Çünkü kesinlikle biliyoruz ki bu kez muhatap çok daha katran ve en usta tiyatrocunun yapacağı makyaj bile bunu kapatmaya yetmiyor...):

---------------------------------------------------------------------------------------------------

HERKES EĞİTİMCİ OLAMAZ

” ‘Herkes eğitimci olamaz’ demişti bir büyüğüm bana yıllar önce.

Ne kadar haklı olduğunu her geçen gün daha iyi anlıyorum. Haklıymış o değerli büyüğüm, ama eksik söylemiş sanki…

O büyüğümün ve eğitime gönül veren tüm meslektaşlarımın affına sığınarak o sözü değiştirmek, bir eğitimci olmanın da temelinde yatması gereken bir şeye, herşeyin özünü oluşturan başka bir değere dikkatinizi çekmek istiyorum: İNSANLIK…

Evet doğru bir söz ‘herkesin eğitimci olamayacağı’, ama şu kısacık ömrüm daha da önemli bir dersi öğretti bana… Bu acı ders sonrasında öğrendim ki, “hepimiz insan görüntüsünde gezinsek te aslında bazılarımız insani değerlerden öylesine sıyrılıp çıkmışız ki, artık biliyorum ki: HERKES İNSAN DA OLAMAZMIŞ!”.

İnsan olmak için bize emanet edilen ruhumuza beden elbisesinin giydirilmesi, yada o bedeni yönetmek için kötülük dışında hiçbir şey için çalıştırmadığımız aklın fikrin, düşünme yetisinin verilmesi yetmiyormuş…

Ve bütün bunların yetmediğini yukarıdaki tarife aynen uyan niceleri göstermedi mi bize asırlardır, ve göstermiyorlar mı hala? İki-üç kuruşluk çıkar savaşlarından yenik düşme korkusuyla gerçek ‘kendilerini’ ortaya çıkarıp çığlık çığlığa bağırıp etraflarına saldırmadılar mı bu sözümona adamlar? Ve aynı zavallılar bunu yaparlarken ruhlarının bile eziyet çektiği iç dünyalarının pis kokusuyla kokuşmuş ağızlarından salyalarını akıta akıta saldırmadılar mı, saldırmıyorlar mı hala tertemiz yüreklere? Kanına girmediler mi sayısız eğitim savaşçısı idealist öğretmenlerimizin ve bilgiye susamış öğrencilerin?

…Bu insan suretinde ve şeytanın üç adım ötesinde yürüyen şeytanın avukatları daha binlerce gönüllü eğitim fedaisini aynı oyunlarla yıldırmadılar mı ve haklarını yemediler mi utanmadan?

Ne demiştik?: “HERKES İNSAN OLAMAZ!!!”…

Evet herkes insan olamaz, ama yine aynı herkes bu memleketin bağrından yetişen büyük Ozan Aşık Veysel’in ‘benim sadık yarim kara topraktır’ dizesinde de güzelce ifade ettiği gibi kara toprakta açılacak o çukura tek başına inecek…

Öyleyse neden bu hırs? Neden bunca kalp kırmalar? Niçin bu seviyesiz olduğu kadar da anlamsız olan iktidar ve çıkar savaşları? İki gün önce övdükleri, yere göğe sığdıramadıkları insanları karalayarak, iftiralar atarak, yalana dolana başvurarak aslında ''ne kadar korktuklarını'' açığa vuran o dostlarınız nereye varabildi ki şimdi sizler varasınız?

Sonunuz nereye varacak sizin ‘sözümona mübarek, ama aslında iç dünyalarında çirkef beyler ve eğitimcilik müessesesine leke süren o ne idüğü belirsiz zihniyetler’? İlahi bir anlaşmanız mı var yoksa kutsal makamlarla? Orada da mı paranız kurtaracak sizi yoksa?

Derler ya, insan beşinci yüzyılda ne ise yirmi birinci yüzyılda da aynıdır. Değişen sadece içinde yaşadığımız fiziksel dünya ve bedenimizi örten giysiler… Mevlana Hazretleri “nice insanlar gördüm üzerlerinde elbise yok, ve nice elbiseler gördüm içerisinde insan yok” demesi ne kadar manidardır...

Belki de doğumdan ölüme bir süreç geçiriyoruz hepimiz: ve neticede ya insan olmayı başaracağız yada başaramayacağız hayatımızın sonuna dek, ne dersiniz? Belki de o yüce payeyi, "insan" payesini ona yakışır bir şekilde yaşarsak ölünce verecekler bize. Sokrat'ın da dediği gibi "ölüm gerçeğe kavuşmak" olacak, ve o zaman başlayacak insanlık denen o mertebe. Olamaz mı?

Eğitimci olmanın zor olduğu bir gerçek, ve bizim kendimizle de ilgili koşulsuz iddiamız yok, ama herkesin insan olamayacağı çok daha önemli olan diğer bir gerçekmiş vesselam…

Bize bunu öğretenlere, ve o zihniyetlere KUL - KÖLE olan zavallılara akıl, ilim, mertlik, ve vicdan; bizler gibi zulüm altında yaşayanlara ise sabır diliyorum.

Saygılarımla,
Dr. Murat Kaplan"

EmreArslan
9th August 2007, 22:12
bu konu öğrenci veya öğretmen kişiliğinden çok öte bir olay.
insanların daha anaokul okudukları vakitlerde hangi dala eğilimli olduklarını saptayarak ve istediği mesleğe yönlendirilmeleri gerekirken ancak lise 2'ye geldikleri zaman önlerine en fazla 4 dal çıkararıp meslek seçimlerini notlarına göre yaparsanız;olacak olan en güzel sonuç maalesef budur...
ve ne yazık ki bu meselede yalnızca devletin sorumsuzluğu yok.aileden tutunda sokaktaki bir insanın eğitime bakış açısına kadar o kadar yanlışlık var ki.
insanlar hala okul okumadan köşeyi dönebilme hülyasıyla,televizyon dünyasının sahte karekterlerini hayran hayran izlerken,televizyon kanallarına ceza olsun diye eğitim belgeselleri yayınlatırsanız olacağı budur.
aileler,çocuğum doktor olamazsa eğer en azından öğretmen olur kafasına sahipse,öğretmenlik okuyan kişilerin kafasında hep aşağı bir meslek yapacaklarmış gibi bir intibah varken ne bekleyebilirsiniz ki?
koskoca okul yıllarını doğru düzgün bir iki kitap okumadan,ancak lise yıllarının sonunda öss diye bir yarış varmış,dersaneye gitmek lazım diye düşünürseniz...
işin aslı şu aslında mutsuz bir nesilin öğrencilerine vereceği tek şey mutsuzluk olabilir..
umarız dilforumdaki değerli hocalarımız gibi kendini okumaya ve eğitimin yaygınlaşmasına adamış öğretmenlere denk geliriz her zaman.
ve yine umarım ki bizler mutsuz öğretici olmayız.çünkü bu ülkenin geleceğini ancak ve ancak kalifiye yetişmiş öğretmenler kurtarır.
umutla....

Miss
9th August 2007, 22:19
aslında bu biraz sıkışmanın etkisinde annemler büyükler anlatır eskiden çok korkarlarmış hocalrından ve onların bakışları yetermiş bazı öğrencilere dayak atılırmış ben beşinci sınıfta hocam kafama matematik sorusu yanlış diye sopayla kafama vurmuştu hala hatırlarım ne olduğunu anlamamıştım (hocam benden yanlış cevap beklemiyordu) ama gördüm ki bazı hocalara eski tip hocalara böyle öğretilmiş şu an eğiitim fakültelerinde eğitim veririken bütün eğitim bilimleri hocası dayaksız eğitimi önermektedir... fakat malesef şöyede bir gerçek vrdır eğer sevgiyle eğitimden yanasanız bu eğitiminizin suistimal edilme oranı yüksektir ama disiplinli olursanız öğrenciler önünüde yapamadığınız şeyleri arkanızdan yapabilr dahası öğrenciler eğitimden soğuyabilr dengeyi çok iyi kurmak gerektiğini öğrendiğmden beri bu iş beni de kara kara düşündürmektedir... böyle öğretmenler malesef var gelecektede çok üzücü ama olacak öğretmenlerin atamalarından tutun üniversiteye yerleştirlmelerinden ve öğretmen olarak yetişmelerinde bile bir sürü aksaklık var bakalım bu öğretmen olacak ama psikoloji nasıl deli mi? sapık mı? bunlar çok önemli çünkü siz resmen bu insanlara gencecik fidanları emanet ediyorsunuz.. bence öğretmen seçimleri yetenek sınavları gibi olmalı ama bu seferde torpil işler mi diye kokuyoruz o zaman benim önerim şöyle öğretmen alırken üniversite puanı artı psikolojik test artı tüm türkiyede değişmeyen bir kurulla seçilsin atamalarda özel yetenekelre bakılsın yani bir öğretmen eğitim bilimlerini ezberleyebilr ama bunu acaba uygulayabir mi? bunlar hep göz önünde olsun... ve şimdiki öğretmenleri hepsi kpds sınavı gibi bir eğitim bilimleri sınavına tabi tutulsun yeni yöntemler hakkında seminerlere gönderilsin... benim babam memur ve her yeni kanunda seminer alır ama öğretmenlere bakıyorum dünya değişiyor ama kafa yapısı değişmiyor (her öğretmen için söylemiyorum) işini iyi yapanlar ödüllendirilsin... işini yapamayanlar rehabilitasyona(iyileşme aynı anlamı vermez diye bu kelimeyi seçtim )gönderilsin...

BarisBasci
9th August 2007, 22:21
Çok güzel yazmışsınız ancak küçük bir çocuğu kendini bilmezler, yapması gerekenleri yapmıyorlar diye harcayamazsınız da:))

küçük çocuğu nerden çıkardınız hocam
ben okullarla ve velilerle ilgili yazdım

Saadet Çadır
9th August 2007, 22:23
Ruthless, bu sözlerinizle aynı anda pek çok hocamızı itham altında bıraktınız. Ve inanın hiç de şık olmadı. Bu durumda yönetimin bir parçası iken elimi kolumu bağladınız. "Açıkla" diye üstünüze mi gideyim, mesajı hiç yazmamışsınız gibi yoluma mı?

Şık olmadığı konusunda hemfikirim ancak çok canlar yanmasaydı böyle bir ifade de bulunulamazdı diye de düşünmüyor değilim; yolunuza gitmeniz tipik bir ülkem insan davranışı olacak ve iyi bir model oluşturmayacaktır kanaatindeyim ama diğer yandan olayın üstüne gitmeniz üzerinize vazife olmayan şeylere müdahale etmek olarak da yorumlanabilecektir...

Ne kötü değil mi o insanlar bunu yaparken gayet rahatlar ancak biz sözünü bile ederken çok rahatsız oluyoruz

Benim söz konusu öğretmen arkadaşa tek diyeceğim şu, eğer bu işi yaparken, evlerinden ailelerinden kopup gelmiş gençlerimizin kimsesizliğine, çaresizliğine , konumunuzun ve varsa fiziksel gücünüzün verdiği üstünlüğe güvenmeden yapıyorsanız buyrun sizi Samsun Çarşamba Lisesine alalım , belki bu kadar uzağa bile gitmeye gerek bırakmayacak bir çok okulumuz vardır civarınızda ve dua edin o hırpaladığınız çocuklardan biri yarın birgün karşınıza çocuğunuzun öğretmeni olarak ya da alan dışı bir doktor avukat olarak çıkmasın; ha sizin yaptığınızı yapmazlar asla ama siz çok üzülürsünüz değil mi öğretmen arkadaşım ;)

Bu arada Samsun Çarşamba Lisesinde eskiden görev yapmış bir öğretmen olarak , o öğrencilerimi örnek verirken umarım ne demek istediğim konusunda doğru anlaşılmışımdır, amacım onlara bunu asla yapamayacağınızı vurgulamaktı .

Saadet Çadır
9th August 2007, 22:27
küçük çocuğu nerden çıkardınız hocam
ben okullarla ilgili ve velilerle ilgili yazdım

İlkokulda bu tür şeyler daha yaygın olduğu düşüncesiyle farkına varmadan yazdım sanırım, sinirlerim bozuldu lütfen kusura bakmayın, ilköğretim çağı , orta öğretim çağı hepsi insanların yapı taşlarının oluşturulduğu çağlardır aslında, çok birşey farketmez ,Saygılarımla:))

JUSTFREE
10th August 2007, 08:57
aslında cok ciddi bir konuyu ele alıyoruz hepimiz ailelerimizden aldıgımız terbiyeyle ve görgüyle gidiyoruz okula tabikide ağac yasken egilir bize iyiyi dogruyu güzeli ahlaklı olanı ögretmeleri icin ama biz daha körpe beyinlerimiz sekillenmeden dayak neden o cennetten cıkma denilen seyle iyiyi dogruyu ögretilmeye calisiyoruz üstelik gururumuz onurumuz kırılırak onca insanın icinde ama sanırım okullarımızda ve tabikide anayasmızda bi bosluktan da kaynaklandıgını düsünüyorum yasalar cıkartılırsa eminim gelecek nesil daha kendinden emin yetisir özgüveni tam bireyler olarak topluma hizmet ederler sitede bulunan bütün hocalarıma saygılarla

MehmetMamger
10th August 2007, 09:06
anayasmızda bi bosluktan da kaynaklandıgını düsünüyorum yasalar cıkartılırsa

Yasal sıkıntı yok: Evde, sokakta, okulda, askerde ve karakolda adam/kadın/çocuk dövmek yasaktır ve karşılığında hapis cezası vardır. Ama tamamında dövme eylemi gerçekleştirilir. Dövenler her zaman haklı olduklarına ve en son çare olarak maslahat gereği bu yola başvurduklarına inanıp dururlar. Kendileri bu yoldan geçmişlerdir ve bildikleri teorik verilerden ibaret olmayan tek yol da budur.